Türk Aydını
Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi. Aydın, Tanzimattan beri Batı kapitalizminin şuursuz simsarı. Tanzimat bir medeniyetin fethi değil bir ırzını teslim. Ve aydın harabe haline getirdiği bu memleketin enkazından bir şeyler yüklenip Batı'ya kaçmak istıyor. O enkazla yeni bir bina kurmak güç şey. Ama zavallı dostlarım, dünyanın en güzel coğrafyasını cehennemleştiren biziz!... Bavulunuzda, hafızanızda o cehennemi taşıyorsunuz. Kaçış ,daima zelilanedir. Bu kaçış bir kendini arayış da değil, pervanenin ışığa koşması da. Hürriyet, hürriyet. Ne hürriyeti? Mevcut hürriyetleri kullanıyor musun? 1963 Türkiyesi Voltaire'lerin Fransa'sından yüz kere daha hür. Voltaire'ler nerede?
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
330
Baskı Tarihi
2002
ISBN
9757012254
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yalçın Küçük'le Şebeke Adlı Kitabı ve Edebiyat Üzerine Söyleşi... (Ahmet Yıldız)
(Edebiyat ve Eleştiri, Ocak/Şubat 2002, sayı: 59)
Ahmet Yıldız : Edebiyata ilginiz nereden geliyor? Bir iktisatçı ve bilim adamı olmanıza karşın sezgilerinizin bilgiden önce geldiğine inandığınızdan mı? Türk-İslam “taarruzu”na karşı saldırı için mi? Ayrıntı merakınızdan mı? Yoksa toplumsal değişme ve patlama önce edebiyatta sanatta başlar yargısından mı?
Yalçın Küçük : Doğrusu sorularınızdan beni en çok yadırgatan bu soru oldu. Çünkü böyle bir soru ile karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Neden?
Kavramlaştırma
Hem savaş ve hem de bilimde, kavramlaştırma çok önemli olmaktadır; ancak daha önemlisi, kavram ve tanımların sınırlarının netlikle ve daha doğrusu kesinlikle belirlenmesidir. Çünkü saflaştırılmış ve sivriltilmiş kavram, bir araç ve kuşkusuz, bir hançer’e dönüşmektedir. Bu nedenle önce kullandığımız kavramları net hale getirmek zorunluluğunu kabul etmemiz gerekmektedir.
Bulanık Şuur Irmağı
Bulanık akıyor şuur ırmağı, bulanık. Derinlikleri seçilemiyor. Aksettirdiği, gökte soluk birkaç yıldız. Neden eğilmek istiyorsun hep? Kalbini teşrih masasına yatırmaktan bıkmadın mı? Hayat dışarda... Kaçıyorsun, erkekçe çalışmaktan, yaratmaktan, dövüşmekten kaçıyorsun. Boş bulduğu ilk kulübeye sığınan bir köpek gibi. Ve her kulübeden mantığın haşin eli boğazına sarılıp, kaçmaya zorluyor seni. İnsan, selahiyetinin sınırlarını çoktan mı aştı? Dünyanın batan bir gemiye benzemesi bundan mı? Tabiat, fare ile oynayan kedi gibi, soyumuzla alay mı ediyor? Tedirgin, küstah, azgın insan sürüleri.
Karanlık Yağıyordu Göklerden
Karanlık yağıyordu göklerden. Soğuk ve ıslak... Yerden karanlık fışkırıyordu, çamur gibi. Mezarlar arasında yürüyordu, düşe kalka. Bir ışık parıldadı gözbebeklerinde. Işık bir kulübeden geliyordu. Koştu.Kapı açıktı ardına kadar. Ama kulübe boştu. Bir avuç soğuk kül vardı ocakta. Belli ki zavallı yolcu sarhoştu.
Modern İlim
‘’...bugün modern ilmin, canlı olmayan varlık mevcut bulunmadığını isbat etmesinden asırlarca evvel, taşta toprakta ve mevcûdatın her bir zerresinde bir türlü can ve bir türlü ruh diriliği görmüş olan İslâm tefekkür ve inanışı, bu nezâket ve edebi bütün yaradılmışlara göstermek gayretinde iken, boynunu ayaklar altına vermiş eşiklere nasıl saygı gösterilmezdi?...
Evet bilhassa dervişler, mecbur olmadıkça eşikleri çiğnemden geçmeyi tercih ederler.’’
Mübarek Dudaklar
‘’Ah ne mübârektir o dudaklar ki: ‘’Dünyâ Şems-i Tebrîzî dolu, bana Mevlânâ gibi mürit göster,’ demiştir.’’
[ Mehmet Dede için söyler.(R.G.) ]
Akıl Ve Zekâ
‘’Anlamıştı ki, içinde benlik tortusu bulunan bilgi de beşerî hırslardan temizlenmemiş akıl ve zekâ da sahibine dost değil düşmandı.’’
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Gerçek Aşk
İclâl gidiyor. İşte , Vedia’cığım, sevmesini bunlar biliyorlar.Susarak sevmesini.Erkek susar,kadın da. “Beni seviyor musun?” lar yok. “Daha az mı, çok mu?”lar yok. Maziden ve istikbalden şüpheler yok. Emniyet yüzde yüz. Fedakârlık bitirmiş. “Ben seninim,sen benimsin.” O kadar. “Sözlüyüm” diyorlar.Bitti.İki taraf da ölünceye kadar öteki için parçalanmayı göze alıyor. Sessiz.Aşk mektupları,sitemler ve tehditler yok. Mutfakta bir tıkırtı.İclâl ,Mustafa’sının çorbasını pişiriyor.Hep onu düşünüyor.Yirmi sene,elli sene hep onu düşünecek.Mustafa eşikte görünüyor. Sessiz.Dil dökmüyor. Dil olmayan yerde yalan olur mu? Onun bir İclâl’i var.Dünya o.Mağrur,susuyor.Vazife saati.İclâl daha çorbayı pişirmedi.Ne ciddiyet!
“Sevmesini bunlar biliyorlar.Bunlar olmasa dünya ne kadar tenha ve hazin olur.Anladın mı Vedia Hanım?Günde on defa Chopin çalsan bunu onlar kadar anlayamazsın.
“Bizim aşklarımız tam sevgi olamadığı için,manilere rastladığı için,taşlara çarpan su gibi kabarıyor,sıçrıyor,dağılıyor,gideceği yere rahat gidemiyor.Bütün tereddütlerimiz, şüphelerimiz,korkularımız,itimatsızlıklarımız,küçük görüşlerimiz,kendimize güvenemeyişimiz,isyanlarımız,hepsi,hepsi,aşkımızın tam aşk olamamasından,yolunu bulamamasından.Bizimkisi aşk değil,aşk hastalığı;onlarınkisi aşk hastalığı değil,aşk.”
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Akşam
Mavi bir çini saksının kenarından sarkan pembe güller gibi akşamın renkleri ufkun yanından taşıyor.Ben hâlâ mahzunum.
Türü
Roman
Sayfa Sayısı
400
Baskı Tarihi
1999
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
Hakiki Ve Ciddi Materyalistler
Öyle görünüyor.Sen kalbiyle çok mücadele etmiş bir insansın. Senin bütün materyalist emellerin azgın kalbinden korktuğun,ona gem vurmak istediğin içindir. Belki bütün materyalizm,insan kalbinin lirik hamlelerini bastırmak içindir.Yani maskeli bir spiritüalizm anladın mı? Hakiki ve ciddi materyalistler, ki hayvanlardır, materyalist olduklarının farkında değildirler;içinde materyalizme karşı iştiyak duyan insan,ihtiraslarının azgınlığından korkuyor,iradesinin iplerini meçhulün elinden alarak sağlam kazıklara bağlamak,sarih ve muayyen olmak istiyor,ruhun uçurumlarından şuurun düzlüğüne çıkmak ihtiyacını duyuyor,kalbini boğmak sevdasındadır.Böyle zamanlarda,bilhassa böyle zamanlarda bir kadın bütün hesapları altüst edebilir.Dikkat et.Senin bütün hayatın sevgilerine hücum etmekle geçmiştir.Şüphesiz en çok sevdiğin adam babandı.Ona isyanın kendi kalbini boğmak ihtiyacından doğdu.Materyalizm,modern hayat…Bunlar vesilelerdir.Belki yeninin eskiye taarruzu da bizi hatıralara esaretten kurtarmak ve kalbimizin en aziz muhtevalarını boşaltmak içindir.Bu mücadeleye birtakım felsefi mezhep isimleri veriyoruz.İhtirasla akıl arasındaki ezeli mücadele.