Dünyanın Tüm Sabahları -1991 (Tous Les Matins Du Monde)

Eski bir Fransız özdeyişinden esinlenerek adlandırılmış, hem roman hem de bir film olarak oldukça başarılı ve eşine az rastlanır bir örnek olduğu da söylenebilecek yapıt, aynı zamanda günümüz Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından Pascal Quignard´ın en popüler kitabıdır.17. yüzyıl Fransa´sında, karısını yitirdikten sonra çiftliğinde inzivaya çekilmiş olan besteci ve viyola sanatçısı Sainte-Colombe, iki güzel kızıyla birlikte yaşamaktadır. Sainte-Colombe, sanatta ün değil, şiiri arayan bir müzik dehasıdır. Bir bahar günü, Marin Marais adında utangaç ama muhteris bir genç adam çiftliğe gelir ve Sainte-Colombe´a öğrencisi olmak için yalvarır. Kralın sunduğu olanaklara ve üne sırt çeviren usta ile ün, para ve kolay yaşam peşinde koşan, sanatsal yaratının mistik derinliğini fark etmeyen öğrencisinin çelişen kişilikleri, bir çağın entelektüel yaşamına ışık tutarken, 'sanatçının kimliği ' sorunsalına da tanıklık ediyor. Sinema ve müziğin kesiştiği, kulağa ve göze hitap eden kareleriyle unutulmazlar arasına girmeyi hak eden, sanatın özüne ışık tutan müzik ve şiir dolu bir yapıt. Özelde müziğin, genelde ise sanatın kimin için yapılacağını tartışan, acı ile gölgenin yan yana geldiği, aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi ‘soundtrack’lerinden biri olarak değerlendirilen filmin müziklerini, öykünün ruhunu yansıtmak için Sainte-Colombe ve Karin Marias besteleri üzerine ayrıntılı bir çalışma yapan Jordi Savall yapıyor. 1992 yılında 7 dalda Cesar ödülü kazanan film hem sinema tutkunları hem de klasik müzik düşkünlerinin kaçırılmaması gereken bir görsel-işitsel şölen sunmakta. Kaynak: http://www.sinemalar.com/film/6394/dunyanin-tum-sabahlari

Acıların Mezarlığı

Beyefendi sizden son bir ders isteyebilir miyim? -Bayım size ilk dersimi verebilir miyim? Konuşmak istiyorum... Müzik konuşmak için burada ama sözler müziği anlatmak için yetersiz. Çünkü o insani bir şey değildir. Sonunda bunun kral için olmadığının farkına vardınız mı? -Tanrı için olduğunu farkettim. -O zaman yanılmışsınız. Çünkü Tanrı konuşur. -Kulaklar için mi? -Sadece kulaklar için konuşulmaz, bayım. -Altın için mi? Zafer?
Dünyanın Tüm Sabahları -1991 (Tous Les Matins Du Monde)
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
240
Baskı Tarihi
Ocak 2006
ISBN
975-352-015-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Yayın Evi
Pınar Yayınları
Mütercimi
Abdi Keskinsoy

Milliyet, kavmiyet, bölge, vatan, aile veya kabile gururu

Onlar Allah Teâlâ'nın karşılarına çıkardığı musibetleri sabır ve sebatla karşılaşıp nefisleri her türlü arzudan sıyrıldığı, Allah'ın onların arzda hiçbir karşılık beklemediklerini gördüğü -ki bu karşılık, bu mesajın bizzat kendi elleriyle muvaffakiyete erişmesi veya kendi çabaları neticesinde tesisi de olabilir- kalblerinde milliyet, kavmiyet gururu, bölge yahut vatan gururu, aile veya kabile övüncü bulunmadığı tezahür ettiği zaman Allah Teâlâ kendilerini bu yüce davanın emin davetçileri, bu akîde sisteminin güvenilir müdafileri kıldı. Bu öyle bir akîde sistemidir ki buna göre kalblerde, gelenek ve davranışlarda, ruhlarda ve mallarda, görünüş ve yaşantıda sadece Allah'ın hakimiyeti geçerlidir.

Vizontele
Vizontele, 2001 yapımı Yılmaz Erdoğan - Ömer Faruk Sorak filmidir. Senaryosunu da Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı film Hakkâri'de geçmekteyse de, burada çekim yapmanın zorluğu nedeniyle çekimler, Van'ın Gevaş ilçesinde yapıldı. Çoğunlukla BKM oyuncularının rol aldığı filmin 2004 yılında Vizontele Tuuba adlı bir devam filmi çekildi.

Sezgin

(Dikkat! dikkat! Bu gün itibariyle şehrimize Ankaradan bir heyet gelecek. Kendileri vizontele ile gelen kişilerdir.) Fikri: Nerde kaldı bunlar sayın başkan. Başkan: Nerdeyse gelirler güzel kardeşim. Sezgin: Ben size demiştim sayın başkanım. Bir konuşma yapsanız iyi olurdu. Başkan: Ne diyorsun Sezgin? Sezgin: Yapmasanız da olur. Bir kalabalık toplandı diye konuşma yapmak şart değil. O zaman üç kişi bir araya gelince başkan konuşsun. Başkanın başka işi yoktu çünkü. Başkan: Sezgin mikrofonu getir! Sezgin: Baş üstüne. Başkan: Sevgili hemşerilerim. Bu gün şehrimizde tarihi bir gündür.
Vizontele
Çöl Aslanı Ömer Muhtar
Çöl Aslanı Ömer Muhtar1981 ABD Libya ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Özgün adı Lion of the Desert tır. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Arap asıllı ABD'li sinemacı Mustafa Akkad'ın yaptığı filmin önemli rollerinde Anthony Quinn, Oliver Reed, Irene Papas, Rod Steiger, John Gielgud ve Raf Vallone oynamışlardır. Filmin özgün müziği Maurice Jarre'a aittir. Gerçek olaylara dayanan bu biyografik epik filmde, 1929 yılında İtalya'da iktidarda olan Faşist diktatör Benito Mussolini'nin Büyük Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma planlarının bir parçası olarak Libya'yı sömürgeleştirmek üzere bu Kuzey Afrika ülkesine gönderdiği güçlü ordularının, Ömer Muhtar liderliğindeki Libya halkının inatçı direnişi karşısında hiç ummadıkları ağır kayıplara uğramaları anlatılmaktadır. Filmi Libya lideri Muammer Kaddafi finanse etmişti.[2] Çevrildikten bir yıl sonra devrin İtalya başbakanı Giulio Andreotti filmin İtalyan ordusunun onurunu zedeleyici ögeler içerdiğini belirtmiş ve bunun üzerine film 1982 yılında İtalya'da yasaklanmıştı. 1988 yılından itibaren filmin İtalya'da bazı festivallerde yasa dışı olarak gösterilmesine hükümet tarafından göz yumulmuştu.[3] Filmin Yönetmeni 1930 Halep (Suriye) doğumlu Mustafa Akkad uzun yıllardır ABD'de yapımcılık ve yönetmenlik yapmaktaydı. Cadılar Bayramı filmlerinin büyükbabası olarak da anılan Akkad 2005 yılında Ürdün'de uğradığı bombalı terörist bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmişti. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6l_Aslan%C4%B1_%C3%96mer_Muhtar

Ömer Muhtar

Bana gelince, ben celladımdan daha uzun yaşayacağım.
Çöl Aslanı Ömer Muhtar
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
240
Baskı Tarihi
Ocak 2006
ISBN
975-352-015-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Yayın Evi
Pınar Yayınları
Mütercimi
Abdi Keskinsoy

Biricik Ana Mesaj

Şayet bu dava attığı ilk adımı kavmiyet yahut sosyalizm daveti veya sadece ahlâkî mesaj olarak atmış ya da biricik ana esası olan lâ ilahe illallah'a. bir başka ek daha yapmış olsaydı bu yöntem, yalnızca Allah için olma vasfını yitirirdi.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
240
Baskı Tarihi
Ocak 2006
ISBN
975-352-015-8
Baskı Sayısı
8. Baskı
Yayın Evi
Pınar Yayınları
Mütercimi
Abdi Keskinsoy
Neden Altını Çizdim?
dinin, bizzat kendi elleri ile nüfuz kazanması da dahil...

Yegane Mükafat

Bu dini; devlet, düzen, hukuk ve yasalar sistemi olarak uygulama alanına koyanlar bütün bu muvaffakiyetlere, onu, bundan önce akîde, ahlâk, ibadet ve davranış olarak hem kalblerinde hem de yaşantılarında tatbik ettikleri için erişebilmişlerdir. Bu dini tesis etmeleri mukabilinde kendilerine yalnızca tek birşey vaad edilmişti. Bu dinin, bizzat kendi elleri ile nüfuz kazanması da dahil hiçbir üstünlük ve hükümranlık güvencesi tanımayan, dünyevî hiçbir şeye bağlanmayan bu yegane vaad cennetten ibarettir. Kesinti nedir bilmeyen cihada, zorlu manialara rağmen davette ısrar ile cahilî düzene karşı koymanın, hiçbir zaman ve mekanda hakim çevrelerin hoş karşılamadığı lâ ilahe illallah sancağını dalgalandırmanın mükafatı sadece bu vaad idi: Cennet...

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
220
Baskı Tarihi
1998
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-437-042-7
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Hicret'in 15. asrına girdiğimiz şu yıllarda 'İslam bir inanç sistemi ve hayat nizamı olarak bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. ''İslamın Bugünkü Meseleleri'' adıyla neşrettiğimiz eserde yazar, bu meseleyi sosyal ilimci gözüyle incelemişti. Bu kitapta ise, aynı metodla tasavvuf meselelerini ele almaktadır. Günümüzde tasavvuf Türk aydınının zihnini ne bakımlardan meşgul etmektedir? Çağımızın tarih, felsefe, sosyoloji-psikoloji bilgileri hesaba katıldığında, tasavvuf üzerinde nasıl bir değerlendirme yapılabilir? Tasavvufi düşüncenin geleceği ne olabilir? Tasavvufun İslam'daki yeri nedir?

Hatem-i Evliya!

İbni Arabî yaradılışı tecellîler şeklinde izah ediyor. Burada Plotinus’un sudûr nazariyesinden ilham aldığı anlaşılmaktadır, fakat tecellî olayı sudûr’dan farklıdır. Varlıklar âlemi "Bir" olan Tanrı’dan sudûr halinde çıkmış ayrı ayrı varoluşları temsil etmez. Gördüğümüz farklılıklar Allah’ın değişik kemâl derecelerinde tecellî etmesinden ibârettir. Allah’ın hakikati cansız maddelerde çok aşağı derecede tecellî etmiştir; onun en yüksek derecede tecellîsi "insan-ı kâmil'' dedir. İnsan-ı kâmil hakikatlerin hakikati veya Muhammed’in hakikatinin tezâhür ettiği insan demektir. İbni Arabî burada Plotinus’daki ilk akıl’a hakikatlerin hakikati diyor. Hakikatlerin hakikati Peygamber’in şahsında tecellîsini bulmuş olmakla birlikte bu tecellî onunla sona ermez. Hazret-i Muhammed son peygamberdir, fakat son velî değildir. Binâenaleyh İbni Arabi’nin insan-ı kâmil’i en yüksek hakikatin tecelligâhı olarak başka bir insan da olabilir. Nitekim o Peygamber’in vasfı olan hatem-i enbiya’lık gibi bir de hatem-i evliyâ’lık kavramı ortaya atmış ve bununla kendi şahsını imâ etmiştir.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
220
Baskı Tarihi
1998
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-437-042-7
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Hicret'in 15. asrına girdiğimiz şu yıllarda 'İslam bir inanç sistemi ve hayat nizamı olarak bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. ''İslamın Bugünkü Meseleleri'' adıyla neşrettiğimiz eserde yazar, bu meseleyi sosyal ilimci gözüyle incelemişti. Bu kitapta ise, aynı metodla tasavvuf meselelerini ele almaktadır. Günümüzde tasavvuf Türk aydınının zihnini ne bakımlardan meşgul etmektedir? Çağımızın tarih, felsefe, sosyoloji-psikoloji bilgileri hesaba katıldığında, tasavvuf üzerinde nasıl bir değerlendirme yapılabilir? Tasavvufi düşüncenin geleceği ne olabilir? Tasavvufun İslam'daki yeri nedir?

İbn-i Arabi

Felsefenin dinle karışmasından sonra ortaya çıkan düşüncenin en parlak ve en tartışmalı şahsiyeti Muhyiddin İbni Arabi’dir. Gazâlî’nin ölümünden elli yıl kadar sonra (1165) doğan İbni Arabi kendi zamanına kadar sûfîlerde derece derece görülen bazı fikirleri varabilecekleri en ileri sonuca götürdü. Vahdet-i vücutcu olarak varlığın özde bir olduğunu, ancak çokluk halinde tezâhür ettiğini söyledi. Ona göre Allah mutlak varlık’tır; varolan herşeyin tek kaynağı O’dur. Kendinden başka ne varolmuşsa O’nun irâdesiyle varolmuştur. Allah’ın iradesinin vâsıtaları O’nun İlâhî isimleri veya evrensel kavramlardır. Herşey, yaratılmadan önce Allah’ın ilminde mevcuttu; şu halde sûretleri (a’yân-ı sâbite) ezel’de Allah’ın zâtı ile birdi. İnsanın Allah ile bir (ittihad) olmasından kastedilen budur. İnsan Allah ile birleşerek bir varlık olmaz, sâdece bu bahsedilen, yani varolan birliğin gerçekleşmesi söz konusudur. Hulûl (Allah’ın bir insan cismine girerek tecellîsi) varlıktaki birliğe uymaz, çünkü böyle bir durumda Allah’ı varlıklardan biri saymak gerekir." İbni Arabi’nin Yeni-Eflâtuncu felsefeden İsmailî ve Karmatî doktrinlerine kadar pek çok tesir kaynağı bulunduğu için, kurduğu felsefe bütün bu tesirlerin bir karışımı ve dolayısiyle tâkibi son derece zor bir kargaşalık manzarası verir. Bunların yanında bir de zâhir-bâtın ayırımına çok büyük önem vermesi dolayısiyle sembolik ifâdelerle işi büsbütün karıştırması okuyucuyu son derece müşkil durumda bırakmaktadır. O kadar ki, kendisi bile anlattıklarını anlaşılır hale getirmek üzere eserlerine şerh yazmıştır. Bu telifçiliğin bir neticesi de, kaynaklarını hiçbir zaman olduğu gibi aktarmaması, her tesiri kendine göre değiştirerek orijinal sayılabilecek bir felsefe vücûda getirmesidir. Bu yüzden meselâ Plotinus’un görüşlerini kullandığı halde kendi fikirleri onun basit bir kopyesi değildir.

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
360
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1938
ISBN
978-975-10-2981-2
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İnkılâp
Editörü
Aslıhan Karay Özdaş
"İstanbul'dan bahsedecektik. Uzakta kalanlar için İstanbul'un kaldırımları bozuk değildir, sokaklarda çamur ve süprüntü yoktur; tramvaylarda ve vapurlarda azap çekilmez. Musluklardan Terkos yerine kevser akar, sersemletici lodos ılık bir buse, dişleyici poyrazı bir serin nefestir.

Buldog

Bana buldok suratı; bütün dişleri söküldükten sonra acemi bir dişçiye tam takım diş yaptırıp da çene kemikleri çökerek çehresi tanınmayacak şekle giren eski somurtkan memur tiplerini hatırlatır.

Sayfa Sayısı
352
Baskı Tarihi
1997
Yazılış Tarihi
1979
ISBN
975-437-065-6
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Türkiye’deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye’de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir. eri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir. İnsana ve insanın gerçek hayatına kurulan tuzağın romanlaşmasıdır bu kitap.

Dehâ

Dehâ her konuyu kapsamaz. Aksine dehâ, bizim gibi tiftirûni halebîlerin bir nâne sandığı, önemsemediği konuları çöp sepetine atışıyla belirlenir.