Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
212
Baskı Tarihi
1963
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
MEB
Mütercimi
Abdülbaki Gölpınarlı
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mant%C4%B1ku't-Tayr

Kimde bu dert yoksa, toprak başına...

Bir adamın çevik bir kölesi vardı. Bu köle, bütün dünya işlerinden elini yumuş, arınmıştı. Geceleri ta sabah çağına kadar uyanık kalır, namaz kılar, dururdu. Efendisi köleye " Geceleyin kalkınca beni de uyandır da abtes alayım, seninle namaz kılayım." dedi. Köle efendiye şu cevabı verdi: "Kimde din derdi peydahlanırsa onu, kimse uyandırmasa da olur, uyandıran olmasa da uyanır. Sende de bir dert varsa zaten uyanıksın; gece gündüz ibadete koyulursun, aylak kalmazsın. Seni uyandıracak biri lazımsa senin için ibadet edecek başka bir adama da lüzum var demektir."Kimde bu tahassür, bu dert yoksa toprak başına. Çünkü o adam, adam değildir. Kim bu gönül derdiyle yoğrulmuşsa cehennemden de kurtulmuştur, cennetten de; ikisi de gözünde yoktur.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
212
Baskı Tarihi
1963
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
MEB
Mütercimi
Abdülbaki Gölpınarlı
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mant%C4%B1ku't-Tayr

Gönül ehli, eri dağlarından tanır!

İbadet eden birisi Peygamberden seccade üstünde namaz kılmaya izin istedi. Peygamber izin vermedi dedi ki: Şimdi toprak da sıcaktır, kum da. Allah huzurunda sıcak kuma, sıcak toprağa yüz koy. Çünkü her yaralının yere yüz koyması, yarasını dağlamasıdır. Madem ki görüyorsun, canın yaralı, yaralıya dağlama iyi gelir. Burada gönlünü dağlamazsan sana hiç bakarlar, iltifat ederler mi? Dert meydanında gönlünü dağla. Gönül ehli, eri dağlarından tanır!

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
342
Baskı Tarihi
2003
ISBN
975-8264-33-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kırkambar Kitaplığı
Mütercimi
M. Nuri Gençosman

İdrak

"İdraki anlamaktan aciz bulunmak da yine bir idraktir!"

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
342
Baskı Tarihi
2003
ISBN
975-8264-33-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kırkambar Kitaplığı
Mütercimi
M. Nuri Gençosman

İhsan dilemek..

Allah'tan ihsan dileyenler iki sınıftır. Bir sınıf dileklerinde acele ederler. Çünkü insan aceleci yaratıldı. Diğer sınıf da isteklerini O'nun ilmine bağlı tutarlar. Bunlar bilirler ki Allah katında ancak bilinmiş olan şey zuhura gelir ve kul dilediğine ancak istedikten sonra kavuşur. Şu hale göre bunlar derler ki, umarız ki Hakk'tan istediğimiz şey bu çeşit dileklerden olsun. Böyle olunca onların dileği imkana bağlı olan bir ihtiyat olur. Halbuki Allah'ın bilgisinde mevcut olan şeyle onun istidadının kabulü için müsait zaman bilinmez. Çünkü herhangi bir zamanda her şahsın istidadını bilmek malumatın en çetin nevindendir. Eğer isteyen kimsenin istidadı bu dileği gerektirmeseydi o da talepte bulunmazdı.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
342
Baskı Tarihi
2003
ISBN
975-8264-33-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kırkambar Kitaplığı
Mütercimi
M. Nuri Gençosman

Emzirmek yahut doğurmak!..

Hak, Musa hakkında başka süt nineleri haram kılmakla bu ciheti kinaye yoluyla belirtmiştir. Çünkü Musa'nın anası hakikatte onu emziren kadındır. Onu doğuran değil. Zira doğuran ana onu ancak emanet olarak karnında taşıdı. Bundan dolayı da o anadan doğdu. Onun rahminde kendi iradesi olmadan onun hayız kanıyla beslendi. Ta ki çocuk üzerine anasının rahminden çıkmasaydı anasını öldürürdü ve onu hasta ederdi. Şu halde çocuğun bu kanla beslenmesi dolayısıyla ancak annesinin ona minnet ve teşekkürde bulunması gereklidir. Zira çocuk, anasını kendi varlığı sayesinde öyle bir zarardan korudu ki, eğer onun gıdalandığı hayız kanı annesinin rahminde kalıp da dışarı çıkmasaydı, yavrusu bununla gıdalanmasaydı, o zarar kendi nefsinde kalırdı. Halbuki süt nine böyle değildir. Çünkü yavruyu emzirmekle onun hayatını ve bekasını diledi. Bu itibarla Yüce Allah bu mazhariyeti Musa için kendisini doğuran anaya verdi.

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
342
Baskı Tarihi
2003
ISBN
975-8264-33-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Kırkambar Kitaplığı
Mütercimi
M. Nuri Gençosman

Çocuk, yağmur, Allaha yakınlık..

Çocuğu görmez misin ki bilhassa büyüklere tasarruf eder. Büyük kendi üstün mertebesinden inerek çocukla oynaşır, onunla çocuk gibi konuşur, çocuğun aklıyla düşünür. Şu halde o çocuğun teshiri altındadır. Fakat bunun farkında değildir. Sonra çocuk büyüdüğü vakit kendi terbiyesine ve himayesine alır, kendi işini yürütmeye, onu kendine alıştırmaya çalışır. Canı sıkılmamak için onunla oyalanır. İşte bu haraketlerin hepsi küçüğün büyüğe karşı yaptığı şeylerdir ve çocukluk makamının kuvvetinden ileri gelmektedir. Çünkü çocuğun Rabb'ına ilgisi daha yakındır. Halbuki büyük Rabb'ından daha uzaktır. Böyle olunca Allah'a en yakın olan kimse ondan en uzak olanı teshir eder. Nasıl ki sultana yakın olan kimseler de bu yakınlıkları dolayısıyla ondan uzak olanları teshir ederler. Allah Resulü Hazreti Muhammed, yağmur yağdığı zaman damlaları kendine isabet etsin diye mübarek başını açarak altında dururlardı. Sebebini soranlara, "yağmurun Allah ile ilgisi yenidir." buyururlardı. Peygamberin Allah'a olan marifetine bak ki, onu hangi sebep yüce, üstün ve parlak kılmıştı? Şu halde yağmur Allah'a yakın bulunmak dolayısıyla insanların en yücesi ve en faziletlisi olan Peygamber'i teshir etmiştir. Bu sebeple yağmurun getirdiği feyzden faydalanmak için kendilerini ona arz ederlerdi. Demek ki yağmurun getirdiği şeyden Peygamber için ilahi bir faide hasıl olmasaydı mübarek nefsini onun tesirine arzetmezdi. Yağmurun bu risalet ve aracılığı suyun risaletidir. Çünkü Allah "Canlı olan her şeyi sudan yarattık." buyurdu. Bunu iyi anla!..

Gariplerin Kitabı

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
147
Baskı Tarihi
Son baskı : Ağustos / 2010
ISBN
975-6841-14-1
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Şule
Mütercimi
İsmet Özel
Orijinal Adı
The Book of Strangers
Son baskısı Şule Yayınları'ndan...

Rüyalar Bazen Gerçek Olur

Şafak vaktine yakın bir zamanda rüya gördüm. Bir yükseklikte, rüyaların rüya olduğu bir yerdeyim. Yanı yöresi belirgin değildi bulunduğumuz yerin. Altı ve üstü yoktu. Hep beyazlar giyinmiştik. Anlamadığım bir dilden duyduğum sesler kulağımdan eksilmiyordu. Kendimi bir adamın önünde secde eder halde gördüm. Adam ışıltılı bir canlılık içine gömülmüştü ve adamdan yayılan enerji benim gözeneklerime işliyordu. Ona bakamıyor ama onun bana baktığını hissediyordum. Hem korku, hem de tatlı bir korunma duygusu içindeydim. Beni o güne kadar duymadığım, uyanınca da hatırlamadığım bir adla çağırdı...

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
0
Yazılış Tarihi
1994
Baskı Sayısı
15. Baskı
Yayın Evi
İnsan Yayınları

Abdullah Dağıstanî gönderdi...

Bu garip adam gözlerini dosdoğru yüzüme dikmişti. Hoş bir siması vardı, gözleri nemli ve ışıl ışıldı. (...)Bu adam, hiç tanımadığım, daha önce hiç görmediğim bu yabancı benim için gerçek bir manevî yoldaş oluvermişti. Onun varlığı onca umutlarımı haklı çıkarmaya yetiyordu. Sözü alarak konuşmaya başladı: "Beni sana manevî üstadım şeyh Nun Kıbrısî'nin Şeyhi, Şeyh-i Ekber Abdullah Dağıstanî gönderdi. Şeyh-i Ekber halen ahirette olduğu için, kendisi hakkında daha çok bilgi edinmek istersen Şeyh Nun ile temas kurmanı tavsiye ederim. Şeyh-i Ekber bana aradığın Şeyhi ve ayrıca diğer aradıklarını da bulacağını söyledi." Ağlıyordum. O konuştukça ben ağlıyordum. Bana bir çok şey anlattı. Allah'tan, Resulullâh Muhammed aleyhissalâtü-vesselâmdan, bütün peygamberlerin (aleyhimüsselam) kardeş oluşundan, İslâm'ın Allah'a teslimiyet yolu olmasından ve hak aşıklarının arayışça ikiye ayrılışından, kendisinden 'Ehl-i Zahir' dediği, daha çok ritüeller ve biçimlerde kalıp sadece zahirî olanı arayanlar ve ritüellerden ve biçimlerden geçip mânâ okyanusuna varmak isteyenlerden, yani 'Ehl-i Bâtın'dan- sözetti.