Sayfa Sayısı
120
Baskı Tarihi
2018
Yazılış Tarihi
1840
ISBN
978-605-7947-09-3
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
VakıfBank Kültür Yayınları
Editörü
Erdem İlgi Akter
Mütercimi
Munif Sair
Orijinal Adı
Physiologie de l'employé

Nasıl ki Honoré de Balzac’ın Zarif Bir Yaşam Üzerine adlı çalışması modernitenin önemli unsurlarından biri olan modayı mizahi bir dille ele alıyorsa, Çalışanın Fizyolojisi de modern şehir yaşamına dair aynı derecede önemli bir konuyu inceliyor: bürokrasi ve onun çarklarının işleyişi. Franz Kafka’nın ofis bürokrasisinin kâbus metafiziğini anlatmasından çok önce, Herman Melville’in Kâtip Bartleby’sinin yayımlanmasından evvel, Balzac, edebi dehası ve kurgu ustalığıyla bizi Paris’te bir ofis hayatına götürüyor.

Rothschild'in Yirmi Çalışanı

İnsan, ekonominin detaylarını Maliye Bakanı kadar iyi bilen ve onunki kadar sermayeyi hareket ettirebilen, yalnız Fransa'daki değil , İngiltere, İspanya, Belçika, Avusturya, Napoli, Papalık Devletleri ve ödemek zorunda olduğu borcun faizi Fransa'nınkine denk olan ve bütün Avrupa şehirleriyle ilişkileri olan Osmanlı Devleti'ndeki gelişmelerden haberdar olması gereken Rothschild Hanedanı yirmi katiple idare ederken, neden Fransız Maliye Bakanının bin çalışanı olduğunu merak ediyor.

Rothschild'in yirmi çalışanı, Hazinenin çalışanlarından on kat daha fazla çalışıyor; fakat onların aksine Rothschild çalışanlarının gerçekten bir geleceği mevcut; banker olmayı öğreniyorlar, nasıl milyoner olabilecklerini öğrenmek ve emeğinin karşılığını orantılı olarak almak istiyorlar. Öte yandan devlet memurlarının önündeyse perişan bir gelecek var; saygın kişiler olsalar da kariyerleri onlara pek saygı sunmuyor; dahası sadece harcamayı öğreniyorlar, kazanmayı öğrenmiyorlar.

 


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
128
Baskı Tarihi
2003
Yazılış Tarihi
1963
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayışığı Kitapları
Mütercimi
İhsan Durdu
Orijinal Adı
The Ordeal of Change

Eric Hoffer, Amerikalı bir toplum filozofuydu. 1902 yılında doğan Eric Hoffer, dokuz kitap yazdıktan ve Başkanlık Özgürlük Madalyasını aldıktan sonra 1983 yılında öldü. İlk eseri olan Kesin İnançlılar ile üne kavuşan Hoffer, başarılı bir yazar olarak hayatını sürdürdü. 


Yedi yaşında bilinmeyen nedenlerle kör olan Hoffer'ın gözleri onbeş yaşında açıldı. Tekrar kör olma korkusuyla mümkün olduğu kadar kitap okumaya çalışan Hoffer, görme yetisini bir daha yitirmediği gibi, edindiği oburca okuma alışkanlığını sürdürdü ve kendi kendini eğitti. 

Geri Kalmışların Gururu

Çin'de, Hindistan'da, Endonezya'da ve diğer yerlerdeki kötü beslenen, kötü giyinen ve kötü meskenlerde oturan yığınların bu kadar umutsuz bir şekilde arzuladıkları şey nedir?

Ekonomik kuramın verebileceği cevap, yavan ve inandırıcılıktan uzak bir cevap olacaktır. İnsanın aklına haber programlarında ve fotoğraflarda gördüğü ağzı alabildiğine açık, asık suratlı, hırslı insanlardan oluşan kalabalıkların yürüyüşleri ve haykırışiarı geliyor.

Bu yüz ifadelerinin gerisinde neyin olduğunu ve bu alabildiğine açık ağızların neleri haykırdığını merak ediyor insan. Ekmek, giysi ve ev için mi haykırıyorlar? Bu patırtıyı gündelik ihtiyaçlar için mi çıkarıyorlar? Özgürlük ve adalet mi istiyorlar? Hayır. Doğunun tamamını kuşatmış olan bu patırtı, bir gurur arayışının ifadesidir. Asya'daki yığınlar, gurura duydukları açlığı yatıştırmak için her türlü ekonomik çıkarı ve hatta hayatlarını feda etmeye hazırlar. Bu ağzı alabildiğine açık insanlar denizi, ekonomik sıkıntılar ve beklentiler için değil, meydan okumak için kükrüyor.
 


Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Türü
Akademik
Sayfa Sayısı
280
Baskı Tarihi
2000
Yazılış Tarihi
1999
ISBN
975-342-287-3
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınevi
Editörü
Bülent Somay, Semih Sökmen
Mütercimi
Tuncay Birkan
Orijinal Adı
The End of the World as We Know it, Social Science for the Twenty-First Century

Marx’ın ve Engels'in Manifesto'yu yazmalarından bu yana geçen yüz elliyi aşkın yılda, Marksistlerin "kapitalizm krizi" ile ilişkileri, "Kurt var!" diye bağıran çobanın hikâyesine benzedi. O dev, sarsıcı ve yok edici kriz bir türlü gelmek bilmiyor. Marksistler de her geçici, kısmi krizi beklenen nihai kriz sanmaktan vazgeçmiyorlar.

Avrupa'da reform programlarının üç ana bileşeni

1848 ile 1917 arasında Avrupa'da, ../.. Reform programlarının üç ana bileşeni vardı. Birincisi, ihtiyatlı bir biçimde tanınan ama kapsamı düzenli olarak genişleyen seçme hakkıydı: Er ya da geç bütün yetişkin erkeklere (daha sonra kadınlara da) oy hakkı verildi. İkinci reform işyerlerinin durumunu düzelten yasaların çıkarılması ve çalışanların paylaşımın nimetlerinden yararlandırılması, yani sonradan "sosyal devlet" adını vereceğimiz şeydi. Üçüncü reform ise (tabii eğer burada doğru sözcük reformsa), büyük ölçüde zorunlu ilk öğretim ve (erkekler için) zorunlu askerlik hizmeti yoluyla ulusal kimliklerin yaratılmasıydı.


Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Türü
Akademik
Sayfa Sayısı
280
Baskı Tarihi
2000
Yazılış Tarihi
1999
ISBN
975-342-287-3
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınevi
Editörü
Bülent Somay, Semih Sökmen
Mütercimi
Tuncay Birkan
Orijinal Adı
The End of the World as We Know it, Social Science for the Twenty-First Century

Marx’ın ve Engels'in Manifesto'yu yazmalarından bu yana geçen yüz elliyi aşkın yılda, Marksistlerin "kapitalizm krizi" ile ilişkileri, "Kurt var!" diye bağıran çobanın hikâyesine benzedi. O dev, sarsıcı ve yok edici kriz bir türlü gelmek bilmiyor. Marksistler de her geçici, kısmi krizi beklenen nihai kriz sanmaktan vazgeçmiyorlar.

Marx'ın Bahsettiği Hayalet

Marx ve Engels daha 1848'de, Manifesto 'da "Avrupa'ya musallat olan bir hayalet var, Komünizm hayaleti" demişlerdi. Bu hayalet, birçok açıdan Avrupa'ya hâlâ musallat oluyor. Sadece Avrupa'ya mı? Bunu tartışalım. Hayalet 1917'den önce neydi? 1917 ile 1991 arasında neydi? Bugün nedir? Hayaletin 1917'den önce ne olduğu konusunda anlaşmak o kadar da güç değil bence. Eğitimden, terbiyeden ve görgüden pek nasibini almamış kişilerden oluşan bir yığın olarak görülen "halk"ın her nasılsa gürültülü bir biçimde ayaklanıp özel mülkleri imha ve müsadere edeceği, şu ya da bu şekilde yeniden dağıtacağı, iktidara da ülkeyi yetenek ya da inisiyatife saygı göstermeden yönetecek kişileri getireceği şeklindeki kâbustu bu hayalet. Bu arada, bir ülkenin aralarında dini geleneklerin de olduğu en değerli geleneklerini de tahrip edeceklerdi

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
352
Baskı Tarihi
2016
ISBN
978-975-539-181-6
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayrıntı
Editörü
Mehmet Küçük
Mütercimi
Alev Türker
Orijinal Adı
Postmodern Ethics

Yıllardır modern sanayi uygarlığını tartışıyoruz. İlk günahı kimin işlediğini, insanın bir zamanlar doğayla barışık bir halde yaşadığı o güzel günlere kimin son verdiğini, bizi fırtınaların orta yerinde kimin çırılçıplak bıraktığını bulmak için daha çok tartışacağız. Çünkü “Tanrı(nın) öldü”ğünü bilmek, geleneğin zincirlerini parçalamak yetmedi; bu kez özgürlük ciğerlerimizi yakmaya başladı. Özgürlük kendinin, ayrıca ötekinin sorumluluğunu üstlenmek, belirsizliklerle, çözülmez çelişkilerle sarmaş dolaş yaşamak, yani, modern bireyler olmak demekti.Ama ağır geldi özgürlük. Taşıyamadık.

Özgürlük ve Ahlâksızlık

Erkeklerin ve kadınların modern yaşam koşullarındaki varoluşsal durumları eskisine göre son derece farklı olduğu halde, eski varsayımın -özgür iradenin kendisini sadece yanlış seçimlerde ifade edeceği, özgürlüğün kontrol edilmediği takdirde her zaman ahlâksızlığın kıyısında dolaştığı ve bu nedenle iyinin düşmanı olduğu ya da olabileceği varsayımının- felsefecilerin kafasında ve yasa koyucuların uygulamalarında hüküm sürmeye devam ettiği söylenebilir. Özgür olduklarında (ki modern koşullarda özgür olmamak ellerinde değildir) bireylerin özgürlüklerini yanlış yönde kullanmalarının önlenmesi gerekeceği, modern elik düşüncesinin ve tavsiye ettiği pratiğin zımni, ama hemen hemen istisnasız varsayımıydı.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
352
Baskı Tarihi
2016
ISBN
978-975-539-181-6
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayrıntı
Editörü
Mehmet Küçük
Mütercimi
Alev Türker
Orijinal Adı
Postmodern Ethics

Yıllardır modern sanayi uygarlığını tartışıyoruz. İlk günahı kimin işlediğini, insanın bir zamanlar doğayla barışık bir halde yaşadığı o güzel günlere kimin son verdiğini, bizi fırtınaların orta yerinde kimin çırılçıplak bıraktığını bulmak için daha çok tartışacağız. Çünkü “Tanrı(nın) öldü”ğünü bilmek, geleneğin zincirlerini parçalamak yetmedi; bu kez özgürlük ciğerlerimizi yakmaya başladı. Özgürlük kendinin, ayrıca ötekinin sorumluluğunu üstlenmek, belirsizliklerle, çözülmez çelişkilerle sarmaş dolaş yaşamak, yani, modern bireyler olmak demekti.Ama ağır geldi özgürlük. Taşıyamadık.

Sebep Sonuç

Modernliğin gelişiyle birlikte tanrısızlaştıkları ve “dinsel dogmalar’a inançlarını yitirdikleri için insanların giderek bireysel dü­şünmeye. kendileriyle ilgilenmeye ve kendilerini önemsemeye baş­ladıklarından söz edildiğini sık sık işitiriz. Bu öyküye göre, modem bireylerin kendi kendileriyle meşgul olmaları sekülerleşmenin bir ürünüdür ve dinsel inancın yeniden canlandırılmasıyla ya da seküler olduğu halde, modern kuşkuculuğun saldırısına maruz kalarak yıpranmadan önce hemen hemen tam hâkimiyeti elinde bulunduran büyük dinlerinkine benzer kapsayıcılığa başarıyla sahip çıkacak bir düşünceyle onarılabilir. Aslında bağlantıları bunun tersi bir sırada görmek gerekir. Modern gelişmeler, erkekleri ve kadınları, hayatlarının parçalandığını, herbiri farklı bir bağlamda ve farklı edimbilgisine (progmatics) göre peşinde koşulması gereken, birbirine gevşek bir şekilde bağlı amaçlara ve işlevlere bölündüğünü gören bireyler durumuna ittiği içindir ki, birleştirici bir dünya görüşünü destekleyen “her şeyi kapsayıcı” bir düşüncenin amaçlarına iyi hizmet etmesi ve dolayısıyla hayallerini etkilemesi ihtimal dışı kalmıştır.

Can Dostum (1997) (Good Will Hunting)
Can Dostum (İngilizce özgün adıyla Good Will Hunting), senaryosunu Matt Damon ve Ben Affleck'in yazdığı, başrollerinde Robin Williams ile birlikte oynadıkları Oscar ödüllü filmdir. Matt Damon ve Ben Affleck Film ile En iyi Senaryo ödülüne layık görülmüştür. Bu film ile kendilerini kanıtlamış, Hollywood Sinema dünyasında saygın bir konuma ulaşmışlardır. Film ile aldıkları ödül onlara sinema dünyasının kapılarını sonuna kadar açmış, birçok dev yapıtta kendi performanslarını sergileme şansı yakalamışlardır. Aradan gecen uzun zamana rağmen film kendini unutturmamış, izleyinin hafızasında kendine yer edinmiştir. Elbetteki filmde Robin Williams'ın sergilediği performans göz ardı edilemez, zaten sergilediği performans ile En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu seçilip Oscar kazanmıştır. Will Hunting (Matt Damon) Massachuset üniversitesinde çalışan bir hademedir. Aynı zamanda çok zeki ve öğrenmeyi seven biridir. En yakın çocukluk arkadaşları ile bilikte zaman zaman mahalledeki diğer genç gruplar ile kavga ederler. Bu yüzden başı kanunla derttedir ve son yaptığı kavgadan dolayı hapise gönderilir. Daha önce Will'in yeteneğini fark edip araştıran üniversite profesörü bir şartla Will'e kefil olup hapishaneden çıkarılmasını sağlar. Tek şart Will'in bir terapist tarafından tedavi edilip içindeki öfkenin dindirilp iyileşmesini sağlamaktır. Will terapist Robin Williams ile birlikte hayatını yeniden yönlendirmeye başlayacak, en yakın arkadaşı Ben Affleck ve yeni tanıştığı kız arkadaşı bu konuda ona destek olacaklardır. Kaynak: Vikipedi ( https://tr.wikipedi0.org/wiki/Can_Dostum_(film,_1997) )

Neden çalışmayayım?

- Neden Ulusal Güvenlik için çalışmalıymışım? - İleri teknolojiyle çalışacaksın. Başka hiçbir yerde göremeyeceğin bir teknoloji kullanacaksın. Çünkü yasak. Süper string teorisi, kaos matematiği, gelişmiş algoritmalar. Kod çözme. Bu yaptığımız şeylerden sadece biri. - Hadi. Sizin işiniz bu. CIA'den yedi kat daha büyüksünüz. - Övünmek istemiyoruz ama haklısın. Ben soruyu "Neden bizimle çalışasın" diye görmüyorum. Asıl soru... neden çalışmayasın? - Neden Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) için çalışmayayım? Zor bir soru, ama şansımı deneyeyim. Diyelim ki çalışıyorum.
Can Dostum (1997) (Good Will Hunting)
Can Dostum (1997) (Good Will Hunting)
Can Dostum (İngilizce özgün adıyla Good Will Hunting), senaryosunu Matt Damon ve Ben Affleck'in yazdığı, başrollerinde Robin Williams ile birlikte oynadıkları Oscar ödüllü filmdir. Matt Damon ve Ben Affleck Film ile En iyi Senaryo ödülüne layık görülmüştür. Bu film ile kendilerini kanıtlamış, Hollywood Sinema dünyasında saygın bir konuma ulaşmışlardır. Film ile aldıkları ödül onlara sinema dünyasının kapılarını sonuna kadar açmış, birçok dev yapıtta kendi performanslarını sergileme şansı yakalamışlardır. Aradan gecen uzun zamana rağmen film kendini unutturmamış, izleyinin hafızasında kendine yer edinmiştir. Elbetteki filmde Robin Williams'ın sergilediği performans göz ardı edilemez, zaten sergilediği performans ile En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu seçilip Oscar kazanmıştır. Will Hunting (Matt Damon) Massachuset üniversitesinde çalışan bir hademedir. Aynı zamanda çok zeki ve öğrenmeyi seven biridir. En yakın çocukluk arkadaşları ile bilikte zaman zaman mahalledeki diğer genç gruplar ile kavga ederler. Bu yüzden başı kanunla derttedir ve son yaptığı kavgadan dolayı hapise gönderilir. Daha önce Will'in yeteneğini fark edip araştıran üniversite profesörü bir şartla Will'e kefil olup hapishaneden çıkarılmasını sağlar. Tek şart Will'in bir terapist tarafından tedavi edilip içindeki öfkenin dindirilp iyileşmesini sağlamaktır. Will terapist Robin Williams ile birlikte hayatını yeniden yönlendirmeye başlayacak, en yakın arkadaşı Ben Affleck ve yeni tanıştığı kız arkadaşı bu konuda ona destek olacaklardır. Kaynak: Vikipedi ( https://tr.wikipedi0.org/wiki/Can_Dostum_(film,_1997) )

Malumatfuruşluk

- Beni güney sömürgelerindeki pazarın gelişimi hakkında biraz aydınlatabilir misin? - Bana kalırsa... Bağımsızlık Savaşı öncesi ekonomik modeller...özellikle güney sömürgelerinde kapitalizm öncesi tarım ekonomisi olarak tanımlanabilir. - Sana bir şey sorayım. Tabii öyle düşünürsün. Sen birinci sınıf öğrencisisin. Marksist bir tarihçi okumuşsun. Muhtemelen Pete Garrison'ı... Gelecek ay James Lemon okuyana kadar fikrin değişmeyecek. Sonra daha 1740'ta Virginia ve Pennsylvania'daki kapitalist girişimden bahsedeceksin. Sonra gelecek yıl Gordon Wood'la tanışacaksın.
Can Dostum (1997) (Good Will Hunting)
Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
352
Baskı Tarihi
2016
ISBN
978-975-539-181-6
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayrıntı
Editörü
Mehmet Küçük
Mütercimi
Alev Türker
Orijinal Adı
Postmodern Ethics

Yıllardır modern sanayi uygarlığını tartışıyoruz. İlk günahı kimin işlediğini, insanın bir zamanlar doğayla barışık bir halde yaşadığı o güzel günlere kimin son verdiğini, bizi fırtınaların orta yerinde kimin çırılçıplak bıraktığını bulmak için daha çok tartışacağız. Çünkü “Tanrı(nın) öldü”ğünü bilmek, geleneğin zincirlerini parçalamak yetmedi; bu kez özgürlük ciğerlerimizi yakmaya başladı. Özgürlük kendinin, ayrıca ötekinin sorumluluğunu üstlenmek, belirsizliklerle, çözülmez çelişkilerle sarmaş dolaş yaşamak, yani, modern bireyler olmak demekti.Ama ağır geldi özgürlük. Taşıyamadık.

Ahlak Verimlilik Kârlılık

Modernliğin doğuşunun, mantıksal olarak birbiriyle uzlaşmaz iki açıklaması (modern deneyim tartışmamızın gündemini başka herhangi bir düşünürden daha fazla belirlemiş olan) Max Weber'de bulunabilir. Bir yandan, modernliğin, ev ile işin ayrılmasıyla başladığını öğreniyoruz; ilkesel olarak birbiriyle çelişen, (iş dünyası açısından doğru ve uygun olan) verimlilik ve kârlılık ölçütleriyle, (duygusal yükleri olan aile yaşamı için doğru ve uygun olan) ahlâki paylaşım ve özen standartlarının aynı bölgede karşılaşmaları ve böylece karar vermek isteyen kişiyi büyük bir müphemlik içinde bırakma tehlikesini bertaraf eden bir ayrımdır bu. Öte yandan, Weber’den, tam da dürüstlük en iyi politikadır, yaşam bir bütün olarak ahlâki anlam taşımaktadır, yaşamın hangi alanında olursa olsun ne yaptığınız ahlâki olarak önemlidir diye vurguladıkları ve daha doğrusu, yaşamı tamamen kucaklayan bir etik ürettikleri ve yaşamın herhangi bir yönünü gözden ırak tutmayı şiddetle reddettikleri için Protestan reformcuların, ister istemez modern yaşamın öncüleri olduklarını öğreniyoruz. Kuşkusuz, iki açıklama arasında mantıksal bir çelişki var. Ama yine de, mantığa rağmen, bu çelişki, zorunlu olarak açıklamalardan birinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Mesele tam da modern yaşamın, mantıktaki “ya o ya bu” ilkesine uymamasıdır. Açıklamalar arasındaki çelişki, modern toplumun, yılmadan ama boş yere kucaklanamaz olanı kucaklamaya, çeşitliliğin yerine tek biçimliliği ve müphemliğin yerine tutarlı ve saydam düzeni koymaya çalışan ve bunu yapmaya çalışırken, durdurulmaz bir şekilde, kurtulmayı başardığından daha fazla bölünme, çeşitlilik ve müphemlik üreten bir toplumun eşit güce sahip eğilimleri arasındaki gerçek çatışmayı doğru olarak yansıtmaktadır.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
128
Baskı Tarihi
2003
Yazılış Tarihi
1963
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ayışığı Kitapları
Mütercimi
İhsan Durdu
Orijinal Adı
The Ordeal of Change

Eric Hoffer, Amerikalı bir toplum filozofuydu. 1902 yılında doğan Eric Hoffer, dokuz kitap yazdıktan ve Başkanlık Özgürlük Madalyasını aldıktan sonra 1983 yılında öldü. İlk eseri olan Kesin İnançlılar ile üne kavuşan Hoffer, başarılı bir yazar olarak hayatını sürdürdü. 


Yedi yaşında bilinmeyen nedenlerle kör olan Hoffer'ın gözleri onbeş yaşında açıldı. Tekrar kör olma korkusuyla mümkün olduğu kadar kitap okumaya çalışan Hoffer, görme yetisini bir daha yitirmediği gibi, edindiği oburca okuma alışkanlığını sürdürdü ve kendi kendini eğitti. 

Özgüvenin Yerine Gurur

Köklü değişime uğramış insanlar sadece kıt bir eylem imkanıyla yüzyüze kalır veya bireysel girişimler yoluyla kendine güven ve öz-saygı edinemez ya da edinmelerine izin verilmezse her şey değişir. Bu durumda, denge, değerlilik ve kendine güven için duyulan açlık, bunların yerine başka şeyler ikame etmeye yönelir. Kendine güvenin yerini iman, öz-saygının yerini gurur, bireysel dengenin yerini ise üyeleri birbirine sıkı sıkıya bağlı bir grup alır. ../.. Gerçekten istemediğimiz bir şeyi asla yeterince benimseyemeyiz. İstediğimiz şey, meşruluğu sabit bir kendine güven ve öz-saygıdır. Asıllarına sahip olamadığımız şeylerin yeterli miktarda ikamesini elde etmemiz asla mümkün değildir. Kendimizi makul ölçüde iyi bulmak ve vasat bir kendine güvene sahip olmak bize yetebilirse de, kutsal bir davaya olan inancın aşırı ve uzlaşmaz olması gerekir. Bir ulus, bir ırk, bir lider veya bir partiyle özdeşleşmekten doğan gurur, aşırı ve küstahçadır. İkame bir şeyin asla organik bir parçamız olamayacağı gerçeği, o şeye bağlılığımızı tutkulu ve hoşgörüsüz kılar.