Yazarin Yeri
Çeşitli alanlarda guruplaşmış yazarları üç ana gurupta toplamak mümkündür: Yürürlükteki mevcut düzenle uzlaşanlar. Karşıt olup mevcut düzenle uzlaşmayan ve yürürlükteki yönetim biçimini yıkmaya çalışanlar. Ne mevcut düzenle, ne de bu düzeni yıkmaya çalışan karşıt guruplarla beraber olmayıp kendilerine daha değişik bir alan bulanlar. S.14-15
Birinci gurupta olanlar, bütün güçlerini yürürlükte olan sistemin devam etmesi için kullanmışlardır. Gelişmiş yeteneklerini siyasi ve politik manevralarla bütünleyerek kullanan bu yazarlar, iktidarı ellerinde bulunduranlarla aralarında birbirlerini kollayıcı ve gözetici sözleşmeler imzalamışlardır. Bu sözleşmelerin parıltılı ışıkları altında uyu birer taraftar olan yazarlar, mevcut yönetimin verdiği fireleri, açıkları ve ortaya döktüğü pislikleri kamuoyu gözünden süslü yazıları ve konuşmalarıyla saklamaya çalışmışlar, yürürlükte olan sitem ve yönetimin mümkün olduğunca ayakta kalmasına dayanak olmuşladır. İhtirasları, kendi çıkarlarını düşünüşleri onları birer avcı yapmıştır. En kötü iktidarlar için kelimeleri kamufle edip boyamışlar, insanları parlemeto adına, bir ev alım-satımı karşılığında kolayca avlayabilmişlerdir. Düşüncelerinin iyi bir av yakalamak için oluşturmaya gayret eden bu avcı yazarlar, öteden beri mutlaka barınacakları bir zemin bulmuşlar, bugün de olmak üzere hemen her yerde amaçlarına ulaşmışlar ve hâlâ da ulaşmaktadırlar. S.15
Yazarin Yeri
Ağır ve ezici yaşam şartları altında inleyen insanların iyice bulanmış zihin alanlarına girmeye çalışan yazarlar, dikine ve enine bölünmüş toplum katmanları içinde çeşitli guruplara ayrılmışlardır. Kimi dupduru, temiz ve engin fikirleri sunmaya çabalamış; kimi duyguları, düşleri ve hayalleriyle yola çıkmayı yeğlemiştir. Bazıları salt görüş belirtirken, bazıları gerçeklerden hareket ettiği iddiasını sürdürmüş; bazıları da çeşitli entrikalar ve maceralarla beyinlere sarkmaya gayret edip adeta insanların yazgılarını kendilerinin yazabilecekleri zehabına kapılıp boy göstermişlerdir. Gösteriş için, zaman öldürmek için, yalnızca sanat anlayışıyla yazanların yanı sıra, sırf aklına estiği zaman, zihin egzersizi yapmak için yazanlar, hatta karabasanlarını bastırmak için kaleme sarılanlar da az değildir. Bunlarla birlikte kendini bulmak, kendine sahip çıkıp halkla bütün bu yazar karakterleri, birbirinden çok ayrı olan alanlarda yaşayan insan tiplerinin de aynı zamanda birer göstergesi olmuşlardır. S.14
Yazarin Yeri
Aşağı yukarı bütün toplumlarda, içinde yaşanılan acılı va buhranlı günlerde mutlaka yazardın ya söz edilmiş ya da ettirilmiştir. Yazarın sözünün edilmediği zaman dilimlerinin pek az olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Çünkü, insanları bir didişme içinde tüketen, onlara acıyı sonuna kadar zerkeden iktidardaki yönetimin gitmesi için gerçek sızıyı damarlarında taşıyanın, en iyi şekilde şikayetleri dile getirenin ve korkusuzca haykıranın yazar olduğuna inanılmıştır. Ayrıca, yazar kimi toplumlarda iyi ve doğru olanın tek taşıyıcısı olarak da görülmüştür. Bu yanlarıyla da, kurtuluş için yol alabilmenin ilk adımının yazar tarafından atılabileceği düşüncesi hemen her toplumda ağırlık kazanmıştır. Ne ki bu ağırlık, değişik kaynaklardan beslenen yazarların çokluğu, ortaya serdikleri düşünce birimlerinin farklılığı sebebiyle işice hafiflemiş, etkisini gösteremez olmuştur. Buna rağmen devamlı gündemde tutulmuştur yazarlar. Onlar da kitleleri hem ileriye hem de geriye iten bir gç unsuru olarak, yerine getirmeleri gereken görevleri ve uymak zorunda kaldıkları ilkeleriyle, az-çok düşünebilmenin boyutları içine girebilmiş insanların bulunduğu topluluklar içinde yerlerini almışlardır. Bu yer alışla birlikte düşüncelerini aktarmak, isteklerini iletmek,haberlerini duyurmak, insan yığınlarını harekete geçirmek için güzel konuşma ve yetkin yazma yeteneklerini de bütünüyle kullanmaya çalışmışlardır. S.13-14
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Veya Ya Da
Türkçe’de “ya da” diye bir kelime yoktur. Bu tahyir edatının birinci “ya”dan sonraki şekli, ya ikinci bir “ya” yahut da “veya” ve “yahut da” dır. Atasözlerimizde, manzum ve mensur edebiyatımızda “ya da”ya rastlanmaz.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Eski Yazı Karşısında Devrimbaz
İstisnasız herkesin “Mehmet veya Ahmet” dediği bir memlekette “Mehmet ya da Ahmet” zıpırlığında inat edenler de azalıyor. “Şair” yerine “Ozan” bile sizlere ömür (Rahmetli hiç de sevimsiz değildi, fakat şiir gibi bir evladı yoktu).
“C.H.P.hatiplerinden biri iktidarı şiddetle eleştirdi” cümlesine devrimbazların gazetesinde bile rastlayamazsınız. “Tenkit” olanca kuvvet ve kudretiyle yaşıyor. “Oysaki” sırtından “ki”yi attığı halde topallıyor.
Fakat bu sapık Türkçe’nin dilimize ve edebiyatımıza bir hizmetini inkâr edemeyiz.Dil bilgisine, şuuruna ve zevkine sahip yazarlarla bundan mahrum olanları derhal ayırmaya yarıyor. En sağlam ölçülerden biri.
Sapık Türkçe, yarına, mizah konusu olarak kalacak.Eğer bugünkü devrimbazların çeşitli maskaralıkları arasında buna da yer kalırsa.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Eski Yazı Karşısında Devrimbaz
Okuma yazma kolaylığı ve milli kültürümüzle bağımızın kesilmemesi bakımından Arap harflerini değerlendiren yazılarım yanlış tefsirlere yol açıyor.Benim Latin harflerinin kalkmasını istediğime hükmedenler var.
Latin harfleri kalkamaz. Fakat gençleri not tutarken veya çok acele bir şey yazarken, Arap harflerinin mucize denecek kadar rahat ve çabuk, işlek yazma ve okuma kolaylığından mahrum etmemek ve onlara tarihimizin, edebiyatımızın şaheserlerini ve kaynaklarını hakiki metinlerinden okuma imkanını vermek için, bugün Edebiyat Fakültelerinde öğretildiği gibi, liselerde de Arap harflerini öğretmek şart olduğuna kaniim.
Devrimbazın “Devrim elden gidiyor” yaygarasının hiç mi hiç ehemmiyeti yoktur. O zaten her vesile ile ve her gün bu yaygarayı basıyor. Devrimbazın yaygaralarına kulak asarsanız, her gün Don Kişot orduları kurup irtica değirmenleriyle harbe tutuşmamız lazım gelir.
Allah’tan Türkiye’de bu cayırtılara kulak asan bir millet ve devlet yoktur. Olsaydı, bugüne kadar devrimbazların “Vay imam çocuğun ırzına geçti. Vay meyzin kız kaçırdı.Vay hacı karaborsacılık ediyor” diye kopardıkları kıyametler üzerine dindarların katliam edildiği görülürdü. Türk sağduyusu biliyor ki, zina edenler, vurguncular, hırsızlar ve dolandırıcılar, her sınıf ve zümre içinde vardır. Ve bilhassa devrimci ve solcu zümre içinde klasik ahlakı, müdafaa, bir gerilik işareti ve her türlü hafiflik modern bir meziyet sayılır.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Saçma Inkılâp Ve Irtica Anlayışı
Almanya’da Latin harfleriyle birlikte Alman Gotik harfleri de öğretilir ve bunun bir gerilik (irtica hareketi) saymak hiçbir Alman’ın veya başka bir medeni millet mensubunun hatırından geçmez.Bizdeki devrim yobazlığının eşine cihanda rastlanmaz.Gençlere dünyanın hayran olduğu, Rusya’da heykeli dikilen Fuzuli’yi aslından mı okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk tarihinin en büyük faslı olan Osmanlı tarihinin başlıca eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. En ileri anlayışlı büyük Türk şairi Hamid’in birçok eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk gencinin kolay not almasını, kolay yazıp okumasını mı istiyorsunuz? Mürtecisiniz.
Bu ilimsiz, çarpık, saçma inkılâp ve irtica anlayışına genç nesiller kurban olup gidiyor.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Eski Yazı
Arap, yani eski Türk harfleri yerine Latin harfleri kabul edileli otuz bir yıl oldu.O zamanın, yer yer ifade edilen en büyük endişeleri şunlardı: Evvela Arap harflerinin daha çabuk yazılıp okunduğuna şüphe yoktu.Mahkeme zabıtları gibi sürat isteyen yazılar Latin harfleriyle yazılamazdı.Okullarda not tutmak veya herhangi bir yazıyı da acele yazmak zorlaşacaktı. Daha büyük endişe de şuydu: Milli kütüphanelerimizdeki yüzbinlerce eser ne olacak? Yarınki nesiller kendi edebiyatlarına, tarihlerini, dil ve lugatlarını felsefe, din ve hukuk eserlerini okumak imkanından mahrum kalınca, onlara milli kültür nasıl verilecek?
Mahkeme zabıtlarının daktilo ile tutulabileceği, okulda öğretmenlerin daha ağır ders takrir edecekleri ileri sürüldü. Arap harfleriyle yazılmış eserlerin yeni harflere çevrilip basılabileceği iddia edildi.
Realite bu ümitleri suya düşürdü. Mahkemelerde yazı makineleri, davacı ve davalıların sözlerini aynen değil, adalet methumuna aykırı olarak ancak hülasa halinde zaptedebilmektedir. Rahmetli Velid Ebuzziyanın Tasvir’de çıkan bir başmakalesinin başlığı şu idi: “Yazı makinesiyle adalet olmaz.”
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Türkçe
1.Türkçe, dünyanın istisnasız her dili gibi mürekkeb (yani başka dillerden alınmış kelimelerden mürekkeb) bir dildir. Yeryüzünde tamamıyla saf bir dil gösterilemez.
2.Bir dilin içinde yabancı köklerden gelen kelimeler bulunması o dilin bir devlet dili olmasına mani değildir.İngilizcenin yüzde sekseni yabancı kelimelerdir ve bu yabancı kelimeleri ihtiva eden İngiliz dili, İngiltere Devletinin dilidir.Almanca, Fransızca, İtalyanca ilâh… diller de böyledir.
3.Dil milliyetçiliği, bir milletin yaşayan dilini yaşatmaktır.Halk ve aydın dilinde kullanılmayan hiçbir sözlükte mevcut olmayan, kaideye ve şiveye aykırı, manasız ve uydurma kelimelerden mürekkep bir dili yaşatmak değildir. Dil ırkçılığı hiç değildir.
4.Devrimcilik, bir dili devirip yerine bir milletin kullanmadığı uydurma bir dili getirmek değildir.
5.Milliyetçilik milli geleneklere dayanır.Geleneği olmayan milliyetçilik yoktur. Çünkü gelenek bir milletin geçmişinden bugüne canlı bir şekilde, sözle, yazı ile veya hareket tarzı ile intikal eden müşterek inanç ve duygularıdır. Geleneksiz milliyetçilik değil, millet bile yoktur.
Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor.
Tenkid-Eleştiri
“Tenkit” yerine ileri sürülmek istenen “eleştirme”yi alalım
“Eleme”den gelen bu kelime tenkit değil,tasfiye manasına yakındır. Eğer böyle değilse, müspet veya menfi değer hükümlerine aynı derecede pay bırakan bir ameliye ifade eder. Oysa ki tenkit, böyle bir ameliyeden ibaret kalmaz, çok defa yalnız menfi bir hüküm de ifade eder. “Bu eseri çok tenkit ediyorlar” sözü onda fazla kusur bulduklarını anlatmak içindir. “Eleştirme” kelimesinde bu mana yoktur.
Bir de “eleştirme” dört hecedir, “tenkit” iki. Kullanışlık bakımından bu, Arapça kelimeye büyük bir üstünlük değeri kazandırmaktadır.
Nihayet münevver dilinde “tenkit”in en canlı kelimelerden biri olması “eleştirme”ye karşı duyulan tiksintiyi çoğaltıyor: Bu, sağlam bir dişi çıkarıp yerine çürük ve takma bir diş koymaya benziyor.