Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.

Sükunetten Şahlanmış Ata

Yıldızlı saçağı, oymalı pencere pervazını taşa nakletmekle, taşla yapılan tezyinatı alçı veya betona nakletmek arasında fark yoktur Böyle bir şey yapabilmek için ilk devirlerin safiyeti, hatta inşa ve tezyinat usûllerinin dinî bir hüviyet sahibi olması lâzımdı. Taşın salâbeti ister istemez başka bir nizamda bir düzenleme, süs ve çalışma isteyecekti. İşte Tanzimat İstanbul'a devlet eliyle bu karışık anlayışı getirdi. Bunların içinde Aziz devrinin cephesi greko-romen taklidi karakollarıyla, Taksim'deki yıkılan kışlanın Endülüs usûlü kule ve pencereleri, Kuleli mektebinin Venedik sarayı tarzı dikkat edilecek noktalardır. Böylece iç avluya veya bahçeye açılan geniş kemerli kapı yerine, iki taraflı, geniş sahanlıklı merasim merdivenini almakla, sütunu iç revak yerine cephede kullanmakla bir zevkin hudutlarından öbürüne geçmiş oluyorduk. Gerçekte ise bu zevk değişikliği İkinci Mahmud'un şahlanmış at üstünde resmini yaptırdığı gün başlar. Çünkü eski merasimde şahlanmış at yoktur, hatta hareket yoktur. Sükûn ve sükûnet vardır. Avludan divan ve sofaya geçilir, orada sakin, vakur baş eğilir. Saçak öpülür, konuşulurdu. Ferman, hutbe gibi minberden okunurdu. Şimdi ise hükümet konağının veya kışlanın önünde toplanılacak, içeriden merasim elbiseleriyle devleti temsil eden şahıs çıkacak, yüksekten kalabalığa hitap edecekti. Bu bastonun, merasim kılıcının, ayakta karşılama ve kabulün binasıydı.

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1982
ISBN
975-00125-1-8
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğu Kütüphânesi
Editörü
Halil Açıkgöz
Bu kitabın yazarı aslında Halil Açıkgöz ancak altını çizdiğimiz tüm satırlar Cemil Meriç'e ait olduğundan yazarı Cemil Meriç olarak girdik.

Demokrasi...

DP başlangıçta CHP'dir. Fakat tabandan gelen hareket yönünü değiştirdi. Demokrasi, her iktisaden geri kalmış ülkedeki gibi yerleşiyordu. Tuttular adamların kellelerini kopardılar. Sonra da Senato, Danıştay, Yargıtay bilmem ne gibi müesseseleri kurdular. Hakikatte CHP seçimle gelemediği iktidara bunlar sayesinde gelecekti, hesap buydu. Bile bile lâdes bu. Yapılan her işe müdahale ediyor bu müessese. Başına geçirdikleri adamlar kendi adamları. Demokrasi bu mu?

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
438
Baskı Tarihi
Mayıs 2008
ISBN
978-975-9169-77-0
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Kırmızı
Editörü
Fahri Özdemir
"Bu çıkmazı aşmak için, bir zihin devrimine gerek vardır. Türkiye'de çağdaş ve özgürlükçü düşünce, kendisini yetmiş veya seksen yıldan beri cenderesine alan ipoteği atmalı, Türk modernleşmesinin tarihi eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilmelidir." Ancak bu kambur atıldıktan sonradır ki, Kemal Atatürk adındaki parıltılı ve trajik insan, gerçek boyutlarında ele alınabilir; Türkiye gibi toplumlarda yüzyılda bir yetişen bu büyük kabiliyet, olağanüstü ihtirasları ve olağanüstü hatalarıyla, tarihte ait olduğu yere konabilir."

Batı Görmeden Batıcı Olmak

İttihat ve Terakki triumvirası (Talat, Enver, Cemal) ile 1920-1938 döneminin devlet ve hükümet başkanları arasında Avrupa'da okumuş olan kimse yoktur. Milli Mücadelenin ilk önderleri konumunda olan yedi kişiden hiç biri (Mustafa Kemal, İsmet, Rauf, Karabekir, Ali Fuat, Refet, Fevzi) Avrupa'da tahsil görmemiştir. İttihat ve Terakki merkez-i umumisinde yer aldığı bilinen iki düzineye yakın isim arasında Avrupa'da eğitim görmüş olan bir kişi (Mithat Şükrü), Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde herhangi bir bakanlıkta bulunan 47 kişi arasında ise altı kişi sayabiliyoruz (Bayur, Bozkurt, Günaltay, Kaya, Tek, Tengirşenk). Şüphesiz Jön Türk kuşağında Avrupa'da okumuş birçok yetenekli ve hırslı genç bulunur; ancak ilginçtir ki "Avrupa görmüş" olan Jön Türklerin birçoğu (örneğin Ahmet Rıza, Mizancı Murat, İbrahim Temo, Lütfi Fikri, Ali Kemal, Celaleddin Arif, Rıza Nur, Ahmed Ağaoğlu, Nihat Reşad Belger, Rauf Orbay), sonraları gerek İttihat ve Terakki gerekse Tek Parti rejiminin üst kademelerinden dışlanarak ya muhalefete düşmüşler, ya da marjinal görevlerle yetinmek zorunda kalmışlardır. Genç Türk ileri gelenleri arasında, üst siyasi makama gelmeden önce diplomatik görevle Batı'da altı ayı aşkın bir süre bulunmuş olan tek kişi Rauf Orbay'dır (İsmet İnönü, Rıza Nur ve Refik Saydam barış görüşmeleri vesilesiyle gittikleri Lausanne'da beşbuçuk ay kadar kalmışlardır).

Türü
Hatırat
Sayfa Sayısı
207
ISBN
978-605-4195-17-6
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Düşün
Editörü
H.Ahmet Menteş

Ruh Cephesinin Maden İşçileri

Yarınki Türkiye'nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül veren, sabırlı ve azimli fakat gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaktır. Nureddin Topçu

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
364
Baskı Tarihi
Kasım 1999
Baskı Sayısı
4. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh
Neden Altını Çizdim?
Bu adamla aynı gezegende yaşadığıma inanmıyorum

İnsanın yüzündeki mana

Bir insan yüzünün en manalı bir alem olduğunu, ben o geceye kadar anlayamamıştım. Hayat dediğimiz o girift oyunun, aktörlerini bu kadar kuvvetle benimseyeceğini,onların her hal ve tavrına kendi akışının damgasını bu kadar kuvvetle vuracağını hiç düşünmemiştim. Yüz buruşuğunun, göz altındaki herhangi bir çizginin, dudak kenarındaki bir kıvrımın, ne bileyim, konuşmadan evvelki bir saniyelik tereddüdün, küçük bir el işaretinin manasız ve ehemmiyetsiz bir bakışın, bir gülüşün, bir omuz düşüklüğünün bütün bir ömrü en ince, en karışık, en nufüz edilmez taraflarından anlatacak birer emare birer işaret olduğunu hiç düşündünüz mü?

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
637
Baskı Tarihi
haziran 2009
ISBN
978-9944-88-666-6
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İş bankası
Editörü
Ali Alkan İnal
Mütercimi
Ayşe Hacıhasanoğlu
Orijinal Adı
Воскресение
Diriliş büyük Rus yazar Lev Tolstoy tarafından, geçirdiği ruh ve inanç buhranın ortasındayken yazılır. Kurumsallaşmış "modern" kilisenin ikiyüzlülüğü ve gerçek Hıristiyan ruhundan uzaklaştığını düşünen yazar, bu fikirlerini romanın temelinin bir kısmını oluşturmak için kullanmıştır. Romanın temelinin diğer kısmını ise hayatının sonlarına doğru daha çok inanmaya ve savunmaya başladığı, insan yapımı yasaların asla hakkâni ve adîl olamayacağı fikri oluşturuyordu.

Mahkemeler

Bu arada jüri üyesi olarak artık duruşmaya katılamayacağımı söylemek zorundayım'', dedi Nehlüdov. ''Bildiğiniz gibi,mahkemeye geçerli nedenler bildirmeniz gerekiyor.'' ''Her türlü mahkemeyi sadece yararsız değil aynı zamanda da ahlaksız saymam geçerli bir neden sayılır herhalde''

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Klasik yayınları

Ağır ceza süresi

Hüküm ne kadar ağırsa, bu sonuca ulaşılması ve bunun kabul edilmesi de o kadar kolay olur. Kanıt yokluğunda , ağır cezanın kendisi suçun kanıtı haline gelir. Çünkü sokaktaki insan şöyle akıl yürütür: "Eğer suçlu olmasaydı, 15 yıl değil, iki bilemedin üç yıl yerdi." Açık ve kati suç kanıtlarının yokluğunda, hafif bir cezanın kendisi şüphe götürür ve yetkililerin bile kendilerinden emin olmadığını gösterir. Sert bir cezanın verilmesi durumunda bu tür şüpheler izole edilmiş olur. Bunun için masum bir adam cezanın iki katını alır.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
155
Baskı Tarihi
1975
Baskı Sayısı
7. Baskı
Yayın Evi
Ötüken
Eser, 1975 yılında Peyami Safa Roman Yarışması’nda Başarı Ödülü almıştır. Konusunu son yüz elli yılın toplumsal yaşamından almıştır. Bir sokak çerçevesinde insanlardaki de­ğişim ve aldatılmış insanlığın dramı ele alınmıştır. Bahaettin Özkişi, Sokakta romanında, manevi değerleri hiçe sayan materyalizmin ülkeyi istilası an­latılmaktadır. Cin ve şeytanlar gibi fantastik öğelerin bulun­duğu romanda millî değerler ve inançların yok oluşu mühim bir yer tutar.
Neden Altını Çizdim?
İmam-hatip liselerine yapılanlara bu gözle de bakmak lazım!

Caminin ve Din adamının susturuluşu

Cami şehrin süsü olmaktan öte bir fonksiyona sahip değil di artık. Din adamı da öyle... Düşünen kafalar onların tamamen kaldırılmasının kamu oyunda da ters tepkilere yol açacağını biliyorlardı. Bu fikirden hareket edilerek zaten son yüz yıldır geriye itilmiş din adamları elden geldiği kadar değersiz insanlar arasından seçildi ve açlığa mahkum edildi. Artık onlar toplumun ianesine muhtaç edilmiş, kültürden yoksun küçük bir topluluktu. Böylece caminin fonksiyonerliği kolayca sıfıra indirildi

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
264
Baskı Tarihi
2005
Yazılış Tarihi
1981
ISBN
975-437-016-8
Baskı Sayısı
14. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken Neşriyat

Osmanlı ve Sonrası, Yeni Bir Dünya

Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde bulunan ülkelerde, imparatorluğun yıkılmasından sonra iktidara gelen elitler kendi iktidarlarına bir meşruiyet kazandırmayı başaramamışlardır. Buralarda Avrupa nasyonalizmini körü körüne taklit eden "reaktif milliyetçi" hareketlerin, Batılı anayasaların ve Cermen idealistlerine mahsus otoriter düşüncenin, son yıllarda ise Marksizmin ve sair sosyalizm çeşitlerinin benimsenmesi hiçbir ömürlü ideolojik senteze yol açmadı. Mesela Mısır'da Nasır kendi karizmatik gücü sayesinde nasyonalist, laik, devletçi bir politikayı memleketin askeri ve sivil bürokrasisine ve aydınlarına benimsetmeyi başardı, ancak bu karizmatik güç onun hayatıyla kaim olduğu için, ölümünden sonra başka ideolojik hareketler ortaya çıktı. Baas ve Burgibacılık gibi hareketlerin devletçi politikaları, Suudi Arabistan, Şah İran'ı ve Körfez devletleri ve Ürdün'ün gelenekçi İslami bağlarla kral otoritesini meşrulaştırmaya çalışmaları, Mısır'da subaylarla teknokratlar oligarşisinin İslamiyet ve sosyalizm karışığı bir ideoloji ile desteklenmesi çabaları hiçbir zaman istenilen başarıyı sağlamaya yetmemiştir.