Türü
Roman
Sayfa Sayısı
159
Baskı Tarihi
Ocak 2010
ISBN
978-975-08-0244-6
Baskı Sayısı
19. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Yapı Kredi Yayınları

İçmek

Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. Dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. Sokakta hiç gülmemek için burda gülerler. Böylesi az içer. Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından...

Çölde ayak izleri

Kum çöllerinde izin büyük şiirini duymuştum. Kaybolmuş yolcular için sapsarı mesafeler üstünde ayak çizgileri bulmaktan daha büyük talih olabilir mi? Çöl ölü bir şeydir, insan, izlerde bu cesedin çarpan kalbini ve uyanan canını görür. İzlerin yerliler için daha başka kıymetleri vardır. Akşam üstü kervanlar konaklara geldikten sonra, Şeyh bedevilerine bir daire gösterir ve bu dairenin dışında ne kadar iz varsa, hepsini onlara elleriyle sildirir ve artık rahat uyur. Çünkü bu daireden çıkan şüpheli bir misafiri izinin arkasından gidip çöller ortasında bulmak kolaydır. Her bedevi, daha çocukken kendi ayağının izini görür ve tanır. Sonra bazıları o kadar alışıyor ki, kendi sürülerini izlerinden bilenler az değildir; bazan geçtikleri yerlerde sürü izleri görenler, oradan geçip giden kabilenin ismini bile haber veriyorlar. Bu iz kâhinliği gitgide inanılmaz bir şekle girmiştir. Bir gün bir dostumun bedevi uşağı iki iz gösterip: - Şu bir âşık kızın, öteki bir gebe kadının izidir! demiş. Artık buna istediğiniz kadar hayalperestlik katınız. Rivayete göre, gebe kadın izinden doğacak çocuğun erkek veya kız olacağını sezenler bile var.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
651
Baskı Tarihi
Kasım 2009
Yazılış Tarihi
1968
ISBN
975-273-133-3
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İthaki
Editörü
Sevengül Sönmez
Neden Altını Çizdim?
Bu konuşma romanda Orhan Bey ile Nilüfer Hatun arasında geçiyor.

Toprak beyin malı değildir

Bilirsiniz, drahoma âdeti vardır bizde... Kızlar kocalarına soyluluklarına uygun çeyiz getirirler. Drahoma istemiyormuş, Senyör Rumanos benden... Azdır babamın toprağı... Drahoma için birkaç köy verdi mi, yoksulluğa düşer enikonu... -Sizi, drahomasız alacak hiç kimse yok mu başka? -Bilmem. Çıkmadı şimdiye kadar... Kederlenmiş gibi yalancıktan yüzünü astı. Çıkacağını da hiç ummam! Orhan Bey yutkundu. Bir an durakladı. Sonra, çok zor bir işe karar vermiş gibi gözlerini kıstı: - Yoktur bizde drahoma âdeti, çok da ayıp sayılır. Tersine üste başlık veririz biz Türkmenler, kız alırken... Lotus önce şaşırmış gibi gözlerini kırpıştırdı, sonra çapkın çapkın gülümseyerek sordu: - Sözgelimi... Diyelim ben... Ne kadar olur benim başlığım, sizde? Orhan Bey böyle bir soruyu hiç beklemiyordu. Birden umutlanmış, sevinç soluğunu kesmişti. Konunun şakaya dönme tehlikesini bu sevinçle sezemedi. Kandırmanın, atıp tutmanın acemisi olduğundan, doğrusunu bulmak için biraz düşündü. -Bir sürü koyun veririz. Üç yüz baş... Sağmal inekler, su sığırları veririz... Mandalar... Soylu savaş atları, değerli silahlar veririz. Kilimler... Halılar... Kumaşlar... -Toprak?.. Orhan Bey hemen telaşlandı. Kelimeleri arayarak karşılık verdi: -Toprak bağışlanmaz bizde, kız karşılığında... Toprak beyin malı değildir çünkü... -Ya kimindir? -Allah'ın...

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
520
Baskı Tarihi
Haziran 2006
Yazılış Tarihi
2006
ISBN
975-293-478-1
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğan Kitapçılık
İpek Çalışlar’ın yazmış olduğu “Latife Hanım” kitabı Doğan Kitap’dan çıkmış ve 520 sayfa. Nurten Şerbetçi'nin Haksöz-Haber için yaptığı değerlendirme: Cumhuriyet’in Elit Kadın Modeli Yazan: Nurten ŞERBETÇİ Yazı Kaynağı: Haksözhaber

Nerede o erkek!

Muammer Bey ve Adeviye Hanım, çocuklarını eğitirken zamanın ötesine geçip kız-oğlan ayrımı yapmadılar. Kızlarına gösterdiği özenin topluma uymadığının farkında olan Muammer Bey, onlara, "Sizin gibi iyi eğitilmiş kızlarla evlenecek erkekler bu ülkede ancak birkaç kuşak sonra yetişecektir" demeyi de ihmal etmiyordu.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
520
Baskı Tarihi
Haziran 2006
Yazılış Tarihi
2006
ISBN
975-293-478-1
Baskı Sayısı
5. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Doğan Kitapçılık
İpek Çalışlar’ın yazmış olduğu “Latife Hanım” kitabı Doğan Kitap’dan çıkmış ve 520 sayfa. Nurten Şerbetçi'nin Haksöz-Haber için yaptığı değerlendirme: Cumhuriyet’in Elit Kadın Modeli Yazan: Nurten ŞERBETÇİ Yazı Kaynağı: Haksözhaber

Latife Hanım'ın Eğitimi

Latife, mürebbiyeleri, aşçıları, hizmetçileri, bahçıvanları olan bir evde büyüdü. Onda, çekingelikten hiçbir eser yoktu, insanın dosdoğru gözlerinin içine bakan bir çocuktu. Sekiz yaşına kadar İsmail ve Ömer'le büyüdü. Oğlanlara mahsus oyuncaklar ve oyunlarla kuşatılmıştı. Hakkını aramayı, ezilmemeyi öğrenmek için onlar gibi olmaya çabalıyordu. Bebekleriyle oynamaya pek fırsat bulamadı. Kız kardeşi Vecihe doğana kadar İsmail ile Ömer'in dünyası onun da dünyası oldu. Muammer Bey, dış dünyayla çok iç içe yaşadığından çocuklarının çok sayıda yabancı dil konuşmasına önem veriyordu. Dünya dilinin İngilizce olacağını fark ettiği için, ilk çocuğu Latife'nin mürebbiyesini İngiltere'den getirtmişti. Kızını oğullarından ayırmayı hiç aklından geçirmedi. 3-4 yaşında İngilizce derslerine başlayan Latife hemen ardından da Fransızca'yla, Almanca'yla Latince'yle tanıştı. Latife kardeşleriyle birlikte her biri başka dil konuşan mürebbiyeler gözetiminde gelişip serpildi. Muammer Bey izmir'deki okul sıkıntısını aşmak için İngiliz, Alman, Fransız öğretmenler getirtmişti.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
312
Baskı Tarihi
Ekim 2010
Yazılış Tarihi
1969
ISBN
978-975-273-154-7
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İthaki
Editörü
Sevengül Sönmez
"Kurtlukta düşeni yemek kanundur" korkusunu her an enselerinde hissederek yaşayan köşeye kıstırılmış, kendileriyle ve geçmişleriyle, içinde bulundukları zamanla hesaplaşan insanları anlatıyor Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılanların dramı olarak da okunabilecek roman, İttihatçılar arasındaki iktidar kavgasını ve tasfiye sürecini de acımasız bir yalınlıkla ve özeleştiriyle ortaya koyuyor. Esir Şehir Üçlemesi'nde taşıdığı umudu Yol Ayrımı'nda yitirmeye başlayan Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda mücadelenin kime ve neye karşı yapıldığının pek de öneminin kalmadığı günleri "hayal kırıklığını satır aralarına gizleyerek" ustalıkla betimliyor.
Neden Altını Çizdim?
İttihatçıların psikolojisi bilimsel açıdan neden incelenmez ki? Ne cevherler var!...

İttihatçının dini...

İt dişi domuz derisi... Lazoğlu yerse, bu kez Sarı Paşa'yı, dünyayı attık torbaya... Beceremez de yüzüne gözüne bulaştırırsa... Cezasını çeker. Yemin etti cav... Sıkacak son kurşunu kafasına..." Sigarayı ağzına götürürken elleri titriyordu. Çekti üst üste, dumanı hırsla püskürttü. "Canlı düşerse ellerine, söylemez... Ele vermez arkadaşlarını. Yiğittir sapma kadar... Ağır ateşte pişirseler döner kebabı gibi, hayır, söylemez!" Gözlerini güvenle kısarak uzaklaşan gemiye baktı. "İyi akıl etti kitaba el bastırmayı bizim avanak Baytar... Sağlam olsun istersen, bir düğümden iki düğüm iyi... iki düğümden üç düğüm." Gülmesi tutmuştu, Ziya Hurşit Kuran'a el basarken... Çünkü herifin, Allah'a da, şeytana da inanmadığını biliyordu. "Olsun! Biz de inanmayız ama, arkadaşları da ele vermeyiz, Allah'a şükür!.."


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
412
Baskı Tarihi
2006
Yazılış Tarihi
1987
ISBN
975-403-029-4
Baskı Sayısı
13. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
Tübitak
Mütercimi
Fikret Üçcan
Orijinal Adı
Chaos
Kaos, adeta her yerde ortaya çıkmaktadır. Sigara dumanı birtakım düzensiz helezonlar şeklinde dönerek yükselir. Musluktan damlayan su önce düzenli aralıklarla düşerken sonra düzeni bozulur. Havanın davranışında, otoyolda birbiri peşi sıra giden arabaların davranışında, kaos ortaya çıkar. İçinde bulunulan ortam ne olursa olsun, davranış biçimi yeni keşfedilmiş bulunan bu yasalara uyar. Bu anlamda kimi fizikçilere göre kaos bir durumun bilimi değil bir sürecin bilimi, bir varoluşun bilimi değil, bir oluşumun bilimidir.

Yenilik ve nefret...

Kimilerine göre, bir yandan yeni fikirleri iletmenin güç olduğuna, diğer yandan geleneklere bağlı çevrelerin şiddetle karşı çıktığına bakılırsa, bu yeni bilimin bir devrim niteliğine sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Derinliği olmayan fikirlerin özümsenmesinde zorluk yoktur; buna karşılık, insanların dünya hakkında kafalarında yaratmış oldukları imajı tazeleyip yeniden düzenlemelerini gerektiren fikirler ise nefret uyandırır...

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
508
Baskı Tarihi
2011
Yazılış Tarihi
1996
ISBN
9944983179
Yayın Evi
Koridor
Mütercimi
Selami Sargut
Alvin Toffler, ŞOK adlı kitabın yayınlandığında, herkes oturduğu sandalyenin ayaklarının sallandığı duygusuna kapıldı. Gerçekten de kitap, tek sözcükle nitelendirmek gerekirse "sarsıcı"ydı. Kişi için bir "şok"tu. ŞOK ilk okuyuşta sizi sarsacak, tedirgin edecek bir inceleme. Korkmayın diyeceğiz ama geleceğin neler getireceğini Toffler'den öğrenince, insan korkacağına düşünüp önlem almanın çok daha akıllıca bir iş olduğunu anlayacak. ŞOK, bütün tanılarıyla birlikte değişimin hastalığını ortaya koyup, hızla gelişen teknolojinin bize getireceklerini dile getiriyor.

Uyurgezerler...

Milyonlarca uyurgezer, sanki 1930'lardan bu yana hiç bir değişim olmamış ve gelecekte de olmayacakmış gibi yaşamlarını sürdürüyorlar; insanlık tarihinin belki de en coşku verici aşamalarından birini yaşayan bu insanlar, uzak durarak, görmezlikten gelerek olanları gerçek dışına itebileceklerini sanıyorlar. Değişim dışı bir barış, değişime karşı diplomatik dokunulmazlık istiyorlar...

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
592
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1951
ISBN
975-7663-95-6
Baskı Sayısı
6. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Kubbealtı Neşriyat
Editörü
Aysel Yüksel
Neden Altını Çizdim?
"Hayat muammasının kabuğuna tırnak sürmek" ifadesi hoş bir ifade olmuş.

Hayat muammasının kabuğuna tırnak sürmek

.. materyalist felsefeye kur yapan ondokuzuncu asır ilim adamının îmâna dudak büken alaylı edası genç doktorda bariz olarak sezilmektedir. Onun için de hayat muammasının kabuğuna hiç tırnak sürmemiş, hiç kazıyıp derinlere gitmeye lüzum görmemiş olan, zamanının münevver bir tipidir.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
419
Baskı Tarihi
2010
Yazılış Tarihi
1935
ISBN
978-975-07-0776-6
Baskı Sayısı
7. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Can
Orijinal Adı
The Clown and His Daughter
Sinekli Bakkal, Halide Edip Adıvar'ın ünlü romanıdır. İlk olarak İngilizce The Clown and His Daughter, (Soytarı ile Kızı) adıyla 1935 yılında Londra'da yayımlanmıştır. Türkçe olarak ilk defa 1935 yılında Haber gazetesinde tefrika edildi. Daha sonra 1936 yılında kitap olarak basılmıştır. 2006 itibariyle 37. basımı yapılmıştır. Birçok yabancı dile çevrilen roman, 1942'de CHP Roman Armağanı'nı kaz
Neden Altını Çizdim?
Ne güzel, ne orjinal bir tasvir...

Köşeleri dönerken

Rabia, ömründe bir köşe daha dönmüş gibi. Köşeleri o hiç sevmez. Dönerken insan asıl kendisini arkada bırakır, köşenin bu tarafında başka bir insan oluverir. Fakat arkada bıraktığı "kendisi" de peşini bırakmaz. Her köşe döndükçe bir yeni benlik... En yenisi en önde, en eskisi en arkada... Ard arda yürüyen bir sıra insan... İşte bunların hepsi birden bir tek Rabia.