Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
224
Baskı Tarihi
2010
ISBN
9753626889
Baskı Sayısı
1. Baskı
Yayın Evi
Timaş
Mor Mürekkep, birbirinden bağımsız konulardan bahseden ama bütünü dikkate alındığında ortak bir ruh etrafında öbeklenen denemelerden oluşuyor. Kimi zaman bir renk, kimi zaman bir kitap veya bir şahıs, kimi zaman da edebi bir sanattan hareketle farklı zaman ve duygusal iklimlerde kaleme alınan bu denemelerde her şeyden önce kıvrak ve akıcı bir Türkçe, bilgi dağarcığınızı zorlayan ve harekete geçiren bir birikimle karşılaşacaksınız.Mor Mürekkep’in çağrışımları okkasında duramayacak kadar zengin ve derin.

Hayat ve Kelimeler

“Ne kadar zaman geçti kim bilir” dedi; ama bu kez tamam, artık hayatı öğrenmiş olmalıyım. Ben ki bütün kitapları okudum, bütün lügatleri hatmettim. Ben ki bütün kelimeleri ezberledim, artık hayatın anlamını bilmediğimi kim iddia edebilir? Değil mi ki hayatı kelimeler yapıyor, değil mi ki hayat kelimelerden çıkıyor?” Böylece yazıcı, hayatının,yani bütün hayatların anlamını öğrendiğine kani olarak simsiyah perdeleri açtı geriye. Parlak bir güneş ısığı doldu içeri. Gözleri acıdı, “bu da ne” diye söylendi. Dişarı çıktı. Bir kelebek kalktı kapı önündeki dağ lalesinin üzerinden. “Ne hoş çiçek” diye düşündü “ ve ne hoş bir uçuş,acaba isimleri ne?” Fakat zihnini ne kadar zorladıysa da ne dağ lalesini tanıyabildi, ne kelebeği. “Bunlar” dedi “mutlaka öğrendiğim kelimeler arasında yoktular.” Fakat akşama kadar yol boyunca gezinip de hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi tanıyamayınca. Hele akşam olup da üzerindeki lacivert ve sonsuz boşlukta asili duran ışık toplarını hayranlıkla seyredince. Bir portakal dilimine benzeyen aydınlığı anlamaya çalışınca içtenlikle.Ve hiçbirisinin ismini bir türlü bilemeyince. İçi acıdı. “Yazık” dedi “kelimelerle hayat uymuyor demek birbirine. Kim bilir bunlardan her birine ad olan kelimeyi kaç kez ögrendim, kaç kez geçirdim defterime. Kim bilir kelebek bunlardan hangisidir, hangisidir dağ lalesi, hangisi yıldızdır ve hangisidir adı hilal olan?” Gerisin geri odasına döndü. Bütün kitaplarını ve defterlerini fırlatıp attı bir köşeye. “Ben” dedi “hayatın kelimelerden çıkarılabileceğini zannetmiştim. Oysa karşıladıkları nesneyi bile göstermiyorlar. Demek kelimeler hayattan çıkıyor, hayat kelimelerden değil.” Tahta karyolasına uzandı,çizgili battaniyesinin üzerine. Sonra ansızın yerinden kalktı, dışarı firladı. Karşısına ilk çikan adama, hayatında bir tek kitap okuduğu bile ümit edilemeyecek bir adama, “Bayım” dedi, “Bana gösterir misiniz, kelebek bunlardan hangisidir ve hangisidir dağ lalesi olan?” Adam “ha” diye kabaca cevapladı, “şu gördüğünüz dağ lalesidir, onun üzerinden havalanan çiçek de kelebek.”

Memleketi kurtarırım; fakat bir şartla!...

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
240
Baskı Tarihi
2006
ISBN
975-437-548-8
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Kelimeler, mefhumlar

Kelimeler, mânâ ve karşılıklarından mürekkep birer zengin tedâiler demetidir aziz kaarîlerim; ben şuracığa derc etmese idim nereden bilecek idiydiniz? Vaktiyle çok söyledik, çok iykaz ettik fekat bu şen'i usûlde ısrar edildi. İmdi çok hayati mefhumların karşılığı cam üstündeki civa damlacığı gibi elimizin altından kayıyor; lisân olmaz ise siyâset de olabilemez veyâ kim böyle lisân ile ancak böyle siyâset yapılabilir kanaatindeyim.

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
138
Baskı Tarihi
2007
ISBN
978-975-342-226-0
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis
Editörü
Müge Gürsoy Sökmen
"Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğunda ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. Bizans'ta 'resimkırıcılık' diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş Andronikos'un kendi kendine sorduğu soru şudur: Birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım? İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor.

İnanmalı İnsan

Oysa bir şeyler kurmadan önce inanmalı insan.Her şeyden önce,inanmalı...

Türü
Hikâye
Sayfa Sayısı
138
Baskı Tarihi
2007
ISBN
978-975-342-226-0
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis
Editörü
Müge Gürsoy Sökmen
"Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğunda ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. Bizans'ta 'resimkırıcılık' diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş Andronikos'un kendi kendine sorduğu soru şudur: Birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım? İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor.

Oyuncak

İnsanı insana oyuncak olsun diye yaratmamış Tanrı.Evet, ama ya şeytanın içimize saldığı gururla öyle düşünmek hoşumuza gidiyorsa...

Eksik Şiir

Türü
Şiir
Sayfa Sayısı
211
Baskı Tarihi
2006
Yazılış Tarihi
2006
ISBN
975-342-588-0
Baskı Sayısı
0. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Metis Yayınları
Editörü
Müge Gürsoy Sökmen
Neden Altını Çizdim?
Hayatı anlattığı için bu satırların altını çiziyorum.

BİLİYORSUN

Hayat bazen öyle insafsız ki Küçük bir boşluğundan yakalar Hissettirmez en zayıf anında Seni ta yüreğinden yaralar Ellerin,kolların bağlansa da Başında kasırgalar kopsa da Sen tüm gücünle karşı koysanda Seni acımasız sevdaya salar

Mecid Mecidi Röportaj

Türü
Köşe Yazısı
Sayfa Sayısı
1
Baskı Tarihi
2007
Yazılış Tarihi
2007
Baskı Sayısı
0. Baskı

Doğu-Batı arasındaki anlayış farkı

batının trajik dünya görüşünde insan ,doğanın ve şartların esiridir;hareketlerini belirleyen dış koşullardır.Fakat bizim inancımızda insan şartları değiştirebilir.kelam'daki tabiriyle insan ''muhtar'',yani irade sahibidir.Yine batıda insanın mecbur kaldığında hırsızlık yapması adam öldürmesi hatta katliam gerçekleştirilmesi meşrulaştırılabilir. bizim inancımızda ise insan ne kadar zor durumda olursa olsun, değerlerine bağlı kalmalıdır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
128
Baskı Tarihi
2009
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Parıltı Yayınları
Editörü
Murat Kartal
"Ahmet Haşim'in ince, zarif, nükteli, sanatlı, işlenmiş, kadife gibi yumuşak ve açılmış çiçekler gibi olgun nesrini methetmek için ne söylense az gelir. Ekseriyetle pek zeki ve bazen de için için alaycı olan bu nesir hakikaten ne güzeldir! Ahmet Haşim bunlarla 'Bize Göre' hisler ve fikirler yazmıştır... Hatırlıyorum, Ahmet Haşim, İkdam'da bir 'Bize Göre' parçasının fikrinden ve kalbinden sızdıra sızdıra bütün yarım gününü geçirecek, akşama doğru bitirir ve imzalardı. En evvel, yazdıklarını birer birer herkese, İkdam'ın her yazarına ve her gelen misafirine okurdu.

Kürk

Nereden geldiği ve nasıl başladığı meçhul bir kürk modası, istanbul'un hemen bütün kadın kesimlerine yayıldı. Bu moda,dedelerimizin ve ninelerimizim mahut kürkü çevirip sırta geçirmek ve kurt veya goril gibi, iri cüsseli bir hayvana benzemek tuhaflığından ibarettir. Bu moda o kadar yayılmış ki, şimdi kastor mantosu olmayan hanımın, hiç olmazsa kedi veya fare derisinden bir kürkü olması gerekiyor. Tırnaklarını uzatıp sivrilten ve vücudunu baştan başa tüylü göstermek isteyen kadın, belli ki bir hayvana benzemek için uğraşıyor.kadınlarda bu insan şeklinden uzaklaşma arzusunun sebepleri ne olsa gerek?"

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
128
Baskı Tarihi
2009
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Parıltı Yayınları
Editörü
Murat Kartal
"Ahmet Haşim'in ince, zarif, nükteli, sanatlı, işlenmiş, kadife gibi yumuşak ve açılmış çiçekler gibi olgun nesrini methetmek için ne söylense az gelir. Ekseriyetle pek zeki ve bazen de için için alaycı olan bu nesir hakikaten ne güzeldir! Ahmet Haşim bunlarla 'Bize Göre' hisler ve fikirler yazmıştır... Hatırlıyorum, Ahmet Haşim, İkdam'da bir 'Bize Göre' parçasının fikrinden ve kalbinden sızdıra sızdıra bütün yarım gününü geçirecek, akşama doğru bitirir ve imzalardı. En evvel, yazdıklarını birer birer herkese, İkdam'ın her yazarına ve her gelen misafirine okurdu.

Kedi

Sanki karınlarını tıkabasa dolduran erimiş bir ateşi gözlerinden yeşil bir şule halinde akıtan bu garip yaratıkların arasından geçtikçe insan mukaddes bir karanlığın mahremiyetini dağıtıyorum vehmiyle adeta günah işlemiş gibi korkuyor .Sanki yere yıkılmış bir sema parçası üzerinde yürüyorsunuz ve sanki bütün bu yanan esrarangiz kedi gözleri, bu semanın yere dökülmüş hiddetli,korkunç yıldızlarıdır.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
128
Baskı Tarihi
2009
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Parıltı Yayınları
Editörü
Murat Kartal
"Ahmet Haşim'in ince, zarif, nükteli, sanatlı, işlenmiş, kadife gibi yumuşak ve açılmış çiçekler gibi olgun nesrini methetmek için ne söylense az gelir. Ekseriyetle pek zeki ve bazen de için için alaycı olan bu nesir hakikaten ne güzeldir! Ahmet Haşim bunlarla 'Bize Göre' hisler ve fikirler yazmıştır... Hatırlıyorum, Ahmet Haşim, İkdam'da bir 'Bize Göre' parçasının fikrinden ve kalbinden sızdıra sızdıra bütün yarım gününü geçirecek, akşama doğru bitirir ve imzalardı. En evvel, yazdıklarını birer birer herkese, İkdam'ın her yazarına ve her gelen misafirine okurdu.

Deniz Kıyısında

Güneşin hararetinde kaçanlar,deniz sularının serinliğine sığınıyor.Deniz ,tehlikeli deniz uslu bir fil gibi hortumunu toplamış,toprağının çıplak çoçuklarını sırtında eğlendiriyor. kumsallardan birine gittim ve koskoca denizle insan zerrelerinin dostça oynaşmalarını ,neşe bulmadan seyrettim. Denizin çıplak insana bu zelilane boyun eğişi ne gülünçtü! Morfinle sinirleri uyuşturulmuş,uyuklayan ve çoluk çoçuğa gösterilen bir kafes arslanı kadar gülünç. Büyük kuvvetlerin itaat halinde görünüşü ruha ne ağır bir eza veriyor! ölgün yaz denizini seyrederken bu ezayı, ruhu pençeleyen bir kuvettle hissetim Denizin bu halsizliği karşısında şehrin beyaz etli,kendinden zayıflara gücü yeten insanı ne cesur ve ne küstahtı! Sarkık etli iri karınlı kadınlar,saçı dökülmüş erkeklerle bu dişsiz tırnaksız sular içinde boğuşuyor,takla atıyor,batıyor çıkıyor ve bir arslan leşiyle oynayan sineklerin neşesiyle zıplıyordu. muazzam tekneleri ,hafif oyuncaklar gibi sallayan deniz,hakiki çoçuklarına tunçtan daha sert kırmızı bir ruh yoğuran deniz,geniş kollarıyla kıtaları birbirinden ayıran deniz,bin bir türlü ejderlerin vatanı deniz ; kalabalık bir şehrin nevrastenik halkına tehlikesiz bir havuz vazifesini görmeye razı oluşu ne hazindi! Denizi sevenler rüzgar ve fırtına mevsiminin gelişine kadar sahillere hiç uğramamalıdırlar