Türü
Roman
Sayfa Sayısı
350
Baskı Tarihi
Ocak 2013
Yazılış Tarihi
1948
ISBN
978-975-07-1283-8
Baskı Sayısı
38. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Can Sanat Yayınları
Mütercimi
Celâl Üster
Orijinal Adı
Nineteen Eighty-Four
Arka kapak: Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur.

İki Dakika Nefret

Ses hiç kesilmeden sürüyordu. Winston bir an kendine geldi ve ötekilerle birlikte bağırdığını, topuklarını var gücüyle iskemlenin basamağına vurduğunu fark etti. İki Dakika Nefret’in en korkunç yanı, insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendini alamamasıydı. Otuz saniye sonra en küçük bir zorlamaya gerek kalmıyordu. Tüm topluluk, elektrik akımına kapılmışçasına, ürkünç bir kin ve nefretle azgınlaşıyor, öldürme, işkence yapma, yüzleri bir balyozla yamyassı etme isteğine kapılıyor, insanlar ellerinde olmadan yüzleri kaskatı kesilerek çılgınlar gibi bağırıp çağırıyorlardı. Ama yine de, duyulan öfke, bir pürmüzün alevi gibi bir nesneden öbürüne yöneltilebilen, soyut, kimseyi hedef almayan bir duyguydu. O yüzden, Winston’ın nefreti bazen Goldstein’a değil, tam tersine Büyük Birader’e, Parti’ye ve Düşünce Polisi’ne yöneliyor; böyle anlarda gönlü, ekrandaki yalnız, aşağılanan sapkına, bu yalanlar dünyasında gerçeğin ve sağduyunun biricik koruyucusuna kayıyordu. Gel gör ki, çok geçmeden, çevresindeki insanlarla bir oluyor, Goldstein için söylenenlerin hepsinin doğru olduğunu düşünüyordu. Böyle anlarda da, Büyük Birader’e duyduğu gizli nefret hayranlığa dönüşüyor, onu yüceltiyor, Asyalı sürülerin karşısına bir kaya gibi dikilen, yenilmez, korkusuz bir koruyucu olarak görüyordu; Goldstein ise, tüm yalnızlığı ve umarsızlığına, var olup olmadığı bile kuşkulu olmasına karşın, salt sesinin gücüyle uygarlığı ortadan kaldırabilecek, kötücül bir büyücü olup çıkıyordu gözünde.

Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
239
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Yazılış Tarihi
2009
ISBN
978-975-114-100-8
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Timaş
Editörü
Ayşe Tuba Ayman & Sakine Korkmaz
Geleneğin Tasfiyesi ya da Yeniden Üretilmesi Alafrangalığın Tarihi, alışılmış türden bir tarih kitabı değil. Osmanlı‘dan Cumhuriyet‘e dönüşüm sürecinde ve elbette Cumhuriyet‘ten sonra, alafrangalık, doğrudan doğruya modernleşmenin zihnî arka planını yeniden inşa etme bağlamında bir ‘kavram tarihi‘ olarak ele alınmaktadır. Hilmi Yavuz‘a göre ‘alafrangalık‘ kavramının tarihi; modernleşme, oryantalizm, rasyonalite (ve dolayısıyla, Aydınlanma) kavramlarının alımlanış biçimleri ile üstbelirlenmiş bir tarihtir.

Aydınlanma’nın Ürettiği Jakoben Totalitarizm

Özetle Aydınlanma, uysal bir tebaadan oluşan disiplinli bir toplum inşa etme idealiyle sonuçlanır. Belki de, Aydınlanma’nın gerçek ‘akıl’ı Voltaire ya da Diderot’nunki değil de Robespierre’in ‘Jakoben akıl’ıdır. Çünkü Foucault’nun deyişiyle ‘askerî bir toplum hayali’, ancak aklın dogmalaştırıldığı ve tastamam bu nedenle, yani dogmalaştırıldığı için, o dogmaları dayatan gözetleyici, cezalandırıcı, baskıcı ve disipline edici bir projeyle mümkün olabilir. Bunun da adı, düpedüz, evet düpedüz, totalitarizmdir! Yanlış değil: Aydınlanma’nın Jakoben bir totalitarizm ürettiği çok görülmüştür…


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
239
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Yazılış Tarihi
2009
ISBN
978-975-114-100-8
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Timaş
Editörü
Ayşe Tuba Ayman & Sakine Korkmaz
Geleneğin Tasfiyesi ya da Yeniden Üretilmesi Alafrangalığın Tarihi, alışılmış türden bir tarih kitabı değil. Osmanlı‘dan Cumhuriyet‘e dönüşüm sürecinde ve elbette Cumhuriyet‘ten sonra, alafrangalık, doğrudan doğruya modernleşmenin zihnî arka planını yeniden inşa etme bağlamında bir ‘kavram tarihi‘ olarak ele alınmaktadır. Hilmi Yavuz‘a göre ‘alafrangalık‘ kavramının tarihi; modernleşme, oryantalizm, rasyonalite (ve dolayısıyla, Aydınlanma) kavramlarının alımlanış biçimleri ile üstbelirlenmiş bir tarihtir.

Aydınlanma ve Totalitarizm

Aydınlanma, totaliter bir tasarıma mı dayanmaktadır? Aydınlanma, totalitarizmin meşrulaştırıcı mekanizmalarını mı üretiyor? Michel Foucault, Gözetleme ve Cezalandırma’da, Merquior’un deyişiyle ‘insanoğlunu özgürleştirmeye ilişkin soylu ideallerin altında, yeni ahlak terimleri[nin], geleneksel toplumlarda olduğundan çok daha büyük bir toplumsal denetim düzeyi sağlayacak biçimde tanımla[ndığını]‘ gösterir. Kısaca Aydınlanma’nın özgürlük vaadi ya da ütopyası, düpedüz bir tahakküm, bir gözetleme ve cezalandırma mekanizması üretmiştir. Amaç, boyun eğdirme yoluyla uysal insanlar (homo docilis) yetiştirmektir: İtaatkâr, boyun eğmiş insanlar! Foucault, Aydınlanma’nın sözümona özgürleştirici yaklaşımının nasıl bir ‘iç karartıcı ütopya’ya dönüştüğünü şöyle anlatır: “[Aydınlanma] insanlar üzerinde iktidar uygulamanın genel bir reçetesini, [...] bedenlere, düşüncelerin denetimi yoluyla boyun eğdirilmesini sunar.” İnsan yaşamı ile bedeninin en ufak ayrıntılara kadar denetlenmesi!..


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
239
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Yazılış Tarihi
2009
ISBN
978-975-114-100-8
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Timaş
Editörü
Ayşe Tuba Ayman & Sakine Korkmaz
Geleneğin Tasfiyesi ya da Yeniden Üretilmesi Alafrangalığın Tarihi, alışılmış türden bir tarih kitabı değil. Osmanlı‘dan Cumhuriyet‘e dönüşüm sürecinde ve elbette Cumhuriyet‘ten sonra, alafrangalık, doğrudan doğruya modernleşmenin zihnî arka planını yeniden inşa etme bağlamında bir ‘kavram tarihi‘ olarak ele alınmaktadır. Hilmi Yavuz‘a göre ‘alafrangalık‘ kavramının tarihi; modernleşme, oryantalizm, rasyonalite (ve dolayısıyla, Aydınlanma) kavramlarının alımlanış biçimleri ile üstbelirlenmiş bir tarihtir.
Neden Altını Çizdim?
Matrix Reloaded filmindeki Hamann göndermesi bu satırlardan sonra daha anlamlı.

Hamann'ın Savaş Açtığı Aydınlanma

İnsan aklının yol göstericiliğiyle dünyanın gizeminin bütünüyle çözümlenemeyeceğinin anlaşılması için Avrupa’nın XIX. yüzyılını, Romantik Çağı beklemek gerekmiştir; Isaiah Berlin’in ‘Aydınlanma’ya en açık, şiddetli ve eksiksiz bir biçimde savaş açan ilk kişi’ olarak tanımladığı Johann Georg Hamann’dan David Hume’a uzanan Romantik gelenek! Dünyanın gizemi ya da büyüsü, aklileştirilemeyen neyse, onda aranmalıdır. Hume, şeylerin varlığını kanıtlayabilmenin mümkün olmadığını, onun için de dünyayı, akılla kanıtlanabilir bir bilgi sorunu olarak değil, Berlin’in deyişiyle bir ‘inanma sorunu olarak’ ele almak gerektiğini savunmuştur. Berlin onaylamasa da Cari Becker, ‘evreni oluşturan ve aklın kavrayıp uyarınca yaşayabildiği sıkı mantıksal ilişkiler ağının gerçekten var olmadığını göstermekle’ Hume’un, ‘bütün Aydınlanma konumunu havaya uçurduğunu’ öne sürmekte haklıdır.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
239
Baskı Tarihi
Mayıs 2010
Yazılış Tarihi
2009
ISBN
978-975-114-100-8
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Timaş
Editörü
Ayşe Tuba Ayman & Sakine Korkmaz
Geleneğin Tasfiyesi ya da Yeniden Üretilmesi Alafrangalığın Tarihi, alışılmış türden bir tarih kitabı değil. Osmanlı‘dan Cumhuriyet‘e dönüşüm sürecinde ve elbette Cumhuriyet‘ten sonra, alafrangalık, doğrudan doğruya modernleşmenin zihnî arka planını yeniden inşa etme bağlamında bir ‘kavram tarihi‘ olarak ele alınmaktadır. Hilmi Yavuz‘a göre ‘alafrangalık‘ kavramının tarihi; modernleşme, oryantalizm, rasyonalite (ve dolayısıyla, Aydınlanma) kavramlarının alımlanış biçimleri ile üstbelirlenmiş bir tarihtir.

Yaşam, aklîleştirilemeyenle aklîliğin bir karışımıdır

Edgar Morin’in Amour, Poesie, Sagesse (Aşk, Şiir, Bilgelik) kitabında ‘bilgelik’ bağlamında ‘rasyonalite’ ve ‘rasyonalizasyon’ kavramlarına getirdiği açıklamalar bu konu için önemli. .. Morin’in dediği gibi, “Aklîlik, harikulade bir araçtır, ama insan zihnine fazla gelen şeyler de vardır. Yaşam, aklîleştirilemeyenle aklîliğin bir karışımıdır.”

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
228
Baskı Tarihi
şubat 2005
ISBN
975-7270-02-4
Baskı Sayısı
8. Baskı
Basım Yeri
istanbul
Yayın Evi
im yayınları
Editörü
ibrahim emir
Mütercimi
Erkıl Günur

Umut Ekmekten Çekicidir

Modern bir toplumda insanlar ancak ardı arkası kesilmez telaşlı bir hayatın meydana getirdiği şaşkınlık içinde yaşadıkları sürece umutsuz yaşamaya dayanabilirler. İşsizliğin oluşturduğu karamsarlık, yalnız yoksulluk korkusundan değil, hayallerde yarattığı geleceğe ait boşluktan da ileri gelmektedir. İşsiz kalan kişilerin, kendilerine maddi yardım yapanlar yerine, kendilerine umut aşılayanları takip etmeleri daha güçlü bir ihtimaldir.

Sayfa Sayısı
320
Baskı Tarihi
Aralık 2015
Yazılış Tarihi
2011
ISBN
978-605-171-161-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Alfa
"Bu kitap, 2003-2007 yılları arasında yaşanan ve kamu yönetiminde yeniden yapılanma projesi ekseninde dönen olayları, değişim sürecini, siyasî çıkarlar ve güç mücadelesi yapılırken ülkemizin geleceğinin nasıl göz ardı edildiğini hikâye ediyor. Bir bütün olarak başlatılan değişim programının bir parçası olan Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi'nin öyküsünü ve projenin yürütülmesi sırasında karşılaşılan olayların perde arkasını anlatıyor.

Ama Sayın Müsteşarım, reformun bütün özünü yok ettiniz

Projenin önemini ve kapsamını içselleştiren kamu görevlileri ise, bütün iyi niyetlerine rağmen, uzun yılların oluşturduğu alışkanlıkların veya geleneklerin etkisiyle kendi imtiyazlarını artıracak hükümleri araya sıkıştırmaya çalışıyorlardı.Her kanun tasarısı taslağında ya reformun özüne aykırı olarak yeni birimler kurulması ve ilave kadrolar verilmesi veya çalışanların özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çabalar yeniden yapılanma ekibini yoruyor ve gereksiz tartışmalara sevk ediyordu. Bu durum için ilginç bir örnek “Gelir İdaresi Kanun Tasarısı” taslağıydı. Kurumun yönetici ve uzmanları yukarıda zikredilen pek çok dürtüden uzak ve iyi niyetle, teşkilatlarını yeni bir bakış açısı ve ülke sorunlarına cevap üretecek şekilde yeniden yapılandırmışlardı. Gerçekten takdire şayan bir çalışma olmuştu. Ancak taslakta idarenin çalışanlarının maaş, ek gösterge ve diğer imkânlarında iyileştirmeler de öngörülmüştü. Bu tür düzeltmeler, “Devlet Personel Rejimi” gözden geçirilirken ele alınacağı gerekçesi ile taslaktan çıkarıldığı zaman, taslağı sunan yöneticinin tepkisi kayda değerdi: “Ama Sayın Müsteşarım, reformun bütün özünü yok ettiniz.”


Sayfa Sayısı
320
Baskı Tarihi
Aralık 2015
Yazılış Tarihi
2011
ISBN
978-605-171-161-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Alfa
"Bu kitap, 2003-2007 yılları arasında yaşanan ve kamu yönetiminde yeniden yapılanma projesi ekseninde dönen olayları, değişim sürecini, siyasî çıkarlar ve güç mücadelesi yapılırken ülkemizin geleceğinin nasıl göz ardı edildiğini hikâye ediyor. Bir bütün olarak başlatılan değişim programının bir parçası olan Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi'nin öyküsünü ve projenin yürütülmesi sırasında karşılaşılan olayların perde arkasını anlatıyor.

Kamu Reformu Girişimi Neden Başarısız Oldu?

Beşinci sorun olarak, siyasî iktidarın birçok aktörünün ortak bir vizyon ve misyon etrafında azim ve sebatla durmayışı söylenebilir. Özellikle bütün bakanların, Meclis grup başkan vekillerinin ve partinin politika belirleyicilerinin ortak bir hedef için kararlı olması başarının en önemli faktörüdür. Bakanlar Kurulu, ortak bir vizyon ve hedef oluşturmak için iki kez gündemi sadece “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi” olan toplantı yapmasına rağmen, bazı bakanlar eleştiriler karşısında siyasî bir refleksle kenarda durmayı tercih ettiler. Sayın Başbakanın ısrarlı ve kararlı desteği ile AK Parti grubunun yoğun çabası projenin en önemli şansı oldu.

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
416
Baskı Tarihi
Nisan 2013
ISBN
978-975-352-011-9
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Pınar
Allah (c.c), kendi yolunun küllenmiş işaretlerini hatırlatmak için zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, mesajlarını yaymaya çalışırken hem kendilerini engellemek isteyenlerin, hem de taraftarlarının zulümlerine maruz kalmışlardır. Bu taraftarlardan bir kısmı peygamberin getirdiği sahih inancı olduğu gibi yaşamaya çalışırken, bir diğer kısmı kitabı tahrif etmek, bidat ve hurafelere tâbi olmak ve peygamberlerini adeta ilahlaştırmak gibi durumlara düşmüşlerdir.

Mürcie

Ümmetteki siyasi temelli bölünmelerin genellikle Emevî iktidarı karşısında yer alacak şekilde gerçekleşmesi, Emevî sultanlarını belirli oranda tedirginliğe iter. Şia, halifelik hakkının Hz. Ali ve soyuna ait olduğunu iddia ederek Emevî muhalifliğini sürdürürken, Kaderiyye, kişinin yaptıklarından sorumlu olacağını, bu nedenle Emevî Sultanlarının, yaptıkları yanlışlardan sorumlu olduklarını belirterek Emevî muhalifliğini itikadi alana taşımaları, Haricîlerin ise aynı şekilde itikadî ve siyasi alanda Emevîlere muhalif durumda olmaları, Emevî yöneticilerine korkulu rüyalar gördürür. Ümmetin Şia, Haricî, Kaderiyye, Cebriyye vs. isimler altında parçalanıp, her grubun sadece kendisini Müslüman (veya daha müslüman) kabul etmesi diğer bazı çevreleri de rahatsız eder ve bunlar Emevî yöneticilerinden yana destek verip, bu muhalifleri susturmanın yollarını ararlar. Bu grupta olanlar, Allah ve Resûlüne imânın, kişiyi müslüman yapacağı ve günahın helâl kabul edilmediği sürece kişinin imanına zarar vermeyeceğini, sadece günahkâr kılacağını belirtirler. Günah işleyenin ise, toplumsal yapı gereği cezalandırılacağı ve cezalandırılmış bir günahkarın önceki suçundan dolayı suçlanamayacağını, imanla ilgili konuların Allah’a havale edilmesi gerektiğini belirtir. Bu inanç ve düşünceler, çoktandır korkulu rüyalar gören emevî yöneticilerinin işine gelir. Kendilerini savunma imkânı bulmuş olurlar. Günahkâr olsalar, yanlış uygulamalara sahip olsalar bile Ümmetin meşru yöneticileri olduklarını, bu nedenle kendilerine isyanın meşru olmayacağım halk arasında yayarlar. Bunun sonucunda Emevî yöneticilerinin destek ve kontrolünde bir fırka oluşmakta gecikmez. Bu Mürice hareketidir. Allah ve Resûlüne inandığını söylediği sürece ne yaparsa yapsın yöneticiye isyanın meşru olmayacağı inancı Mürcie fırkası aracılığıyla İslâm’ın esası gibi yaygınlaştırılır. Halk deyimiyle suya sabuna dokunmayan ve yöneticiler karşısında kitleleri pasifize eden bu hareket, Emevî Sultanlarının, muhaliflerine karşı çıkardıkları karşı hareket niteliği kazanır. Böylelikle, Resûlüllah (sav)’ın ifadesiyle “ısırıcı krallı”ğı, Hz. Ali’nin ifadesiyle “zorba krallığı”, Muaviye’nin kendi ifadesi ve kabulüyle müslümanlar arasında “ilk Kral”lığı kuran Emevîler tarafından, Mürcie hareketi desteklenip devam ettirilir. Hilâfetten saltanata dönüştürdükleri yönetim içerisindeki haksızlık ve zulümlerini bu hareketle meşrulaştırmaya veya gizlemeye çalışırlar. Bu fırkanın istenilen amacını gerçekleştirmesi açısından mutasavvıf İbn Arabi’nin, Hz. Hüseyin’i meşru yönetime isyan ettiği için suçlayıp onun ölümünü normal karşılamasını, buna karşılık Yezid b. Muaviye’yi müslümanlarınmeşru ve takva sahibi imamı olarak nitelemesini hatırlayabiliriz.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
701
Baskı Tarihi
2009
Yazılış Tarihi
1941
ISBN
978-975-10-3025-2
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
İnkılâp
1888 yılında Beylerbeyi’nde doğan Refik Halid, 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçen Karakayış ailesindendir. Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i hukuk da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır.Kısa sürede üne kavuşmuş Fecri Ati edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu ‘nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşı’nın son yılı İstanbul’a dönebilmiştir.Dönüşünde Robert Kolej’de Öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, ilk kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Aydede mizah dergisini de çıkarmıştır. Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb’e yerleşerek Vahdet Gazetesini çıkarmış, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasında yazıları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur. 1938’de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür. 18.7.1965 tarihinde İstanbul’da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olmuştur. (Arka Kapak)

Fransuva Jozef'e dönmeye hazır şeyh efendi

Hain hain gülmeye başlamıştı: “Ah şeyhim ah! Ne kaybettiğini biliyor musun? Bugün benim yerimde olmak için kısalası ömrümden birkaç senesini verirdin! Modern çiftlik ağalarının ismini bulamadıkları o kürküyle, üstüne biri mavi, öbürü sarı iki tüy takılmış miğfer biçimi siyah kadife şapkasıyla ne dilberdi Neşide! Senin sarıklı baban da şapka düşkünüydü, şapkalı kadına bayıldığını senden işitmiştim. O şapkaperest Kazesker Efendi de görmeliydi... Görmek için vallahi kendisi de başına silindir giyer, torba sakalını biçime sokturup favorili bir Fransuva Jozef'e dönmeye razı olurdu, yobaz!” Şunu da düşünerek gülmesine devam etti: “Malkaralızade yazık ki dünyaya biraz evvel gelmiş. Kastamonu’da başına ilk şapka geçirilen sarıklı olamadığına mezarında pek üzülmüştür. Ya Müslüman kadınının şapka giydiği cümbüşlü zamana yetişemediğine öyle kızmıştır ki mezarında muhakkak süngüsü depremiştir.