Üç İhtilal Çocuğu

Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
0
Baskı Sayısı
0. Baskı

Geç Kalınmış Zaman

En geç kalınmış bir saate yakındı. Benden uzaklaşıp gidiyordu, tam yanına varmışken. Yıllarca düşünüp durmuştum hayalini kurmuştum, kendi dirliğimden daha çok inanmıştım varlığının dirliğine. Yıllarca onun için ne çok oyalanmıştım orada burada. Ve nasıl beklenmedik bir zamanda yola düşüp de gelmiştim... Yine de geç kalmıştım, belki şimdi bana düşen bir güzel sabırdı. Üç İhtilal Çocuğu- Cihan Aktaş

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Mizaçlar

Faiz Bey'le Şinasi arasında mizaç benzeyişleri pek çoktu: İkisi de, şiddetli his feveranları halinde bile sessizliklerini muhafaza edebilen ve yalnız kendi kendilerine mahrem olmasını bilen insanlar. Başkalarının tecessüsünü hissettikçe kapanan ruhları içinde mahsur ve bunun azabını ve şerefini duydukları için vakur ve muztarip bir görünüşleri var. İkisi de şarka ait birçok şeyleri, Şinasi alaturka musikiyi, Faiz Bey tasavvufî edebiyatı çok seviyorlardı. Sık temaslarla, birbirlerinin malûmat ve ihtisaslarını mübadele ettiler.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Maneviyat

(Neriman'ın babası Faiz Bey:) - Kimi adam vardır ki sabahtan akşama kadar oturur ve düşünür. Onun bir hazine-i efkârı vardır, yani fikir cihetinden zengindir; kimi adam da vardır ki sabahtan akşama kadar ayak üstü çalışır, meselâ bir rençber, fakat yaptığı iş dört tuğlayı üstüste koymaktan ibarettir. Evvelki insan tenbel görünür velâkin çalışkandır, diğer insan çalışkan görünür velâkin yaptığı iş sudandır. Zira birisi maneviyat ile, zihin gayretiyle yapılan iştir; öbürü vücut ile, bedenle yapılan iştir. Maneviyat daima daha âlidir, vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Derbederlık

On beş yirmi günden beri Şinasi bu odada hiçbirşeyi düzeltmek için uğraşamamıştı. Manzara berbat. Sanki fırtınalı bir gecede bütün pencereler açık kalmış ve rüzgâr odanın bütün hafif eşyasını yerinden oynatmış, öteye beriye savurmuştu. Bu manzara da Şinasi'yi rahatsız etti. O, her zaman süflî ve derbeder bir adam değildi. Hep kendi eliyle düzelttiği odasında, bazen hendesî bir itina ve her eşyaya en güzel mânasını veren bir intizam vardı; Şinasi derbederlikten en muntazam adam kadar nefret ederek derbeder olmaya mecbur kalırdı ve bu, derunî anarşisinin akislerini eşyada da görmeye mahkûm olduğu zamanlara mahsus, zarurî bir perişanlıktı.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Camekanlar

Bir gün Şinasi'yle bu ıtriyat mağazalarından birinin camekânı önünde durmuşlardı. Neriman'daki arzuları sezen Şinasi demişti ki: - Bu camekânlar kimbilir kaç Türk kızını baştan çıkardı ve çıkaracak!

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
139
Baskı Tarihi
1999
ISBN
975-437-02-30
Baskı Sayısı
9. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Azap Izdırap Intibah

(kendi evinde) Bütün gece neşeli geçti. Neriman bu mahallede, bu evin içinde , bu gaz lambası, bu ihtiyar adam, bu dökülmüş sıvalar, bu eğrilmiş korniş, ve çatlamış eski atlas perdeler karşısında, bu yeni silinmiş küflü tahta kokuları arasındainsanın mes'ut olabileceğini görüyordu ve bu evde geçen neş'eli günlerini hatırladı. Şinasi de, koca olarak bu eve gelebilir ve herkesin paylaştığı müşterek bir saadet içinde, Neriman, vicdan azabı duymadan mes'ut olabilirdi. Fakat ne idi, arasıra Neriman'ı yakalayan o kuvvetli arzu ki bunların hepsine karşı nefret, isyan uyandırıyordu.

Türü
Roman
Sayfa Sayısı
431
Baskı Tarihi
2001
ISBN
975-316-952-3
Baskı Sayısı
1. Baskı
Yayın Evi
Everest
020'li yıllar. Postnişinde Yüce Pir'in oturduğu Yeni Dünya Düzeni tarikatı, iktidarını tüm hışmıyla güçlendirmeye devam etmektedir. Dünya halkları ya Kutsal Koalisyon'a biat edecekler ya da Sömürülmezler'in ve Lanetliler'in kaderlerini paylaşacak, yeryüzünden silineceklerdir. Rüya, gezegenimizde hayatın Kutsal Koalisyon'un dışında kalarak da sürdürülebileceğine inanan bir avuç insanın, Onarımcılar'ın öyküsüdür. Onarımcılar, kendilerine "gururlu oldukları kadar da utangaç olan" Turnaları örnek alırlar. Dünya görüşünden ödün vermeyen, dünya görüşünü bizim dünya görüşüne uyarlamayı reddeden, sınırsız çayırlıklardan başka özgürlük tanımayan, kendi yaşam biçiminden gayrısına boyun eğmeyen, yalakalığa tenezzül etmeyen, laubali olmayan vakur Turnaları. Seher Yıldızını rehber edip dağlara çıkarlar. Dünya halklarına çelik bir kapan kuran feodal oligarşinin mutlakmış gibi duran gücüne rağmen, Mucizeler Diyarı'nın kurmayı başarırlar. Mucizeler Diyarı vatandaşları "düşünülmesi imkansız olanı" düşünmeyi öğrenirler. Çünkü, Mucizeler Diyarı'nın "Asal Yassa"sı, Yeni Fizik'i temel almıştır ve o topraklarda "bir şey ne imkansızdır ne de kesin." Rüya bir ütopyadır. Kara Kalpaklı Adam'ın "eski" Türkiye'nin yangınının küllerinden yoğurduğu bir ütopya. "... Sadece kendi ulusumuza yönelik günübirlik çözümler üreterek yaşayakalmak da mümkün değildi. Sunulacak alternatiflerin Roma Kulübü üyelerinin bile zihinlerini çelecek kadar sağlam basan alternatifler olması gerekiyordu. Ezeli ve Ebedi Gerçeklik'i yansıtan holistik alternatifler. Başka kısmi gerçekler. Direnişimizin bilimsel gerekçesi." "Kara Kalpaklı Adam da öyle dedi," dedi, İmre Kadızade. "Bize dokunmayan yılan bin yaşasın'nın bilimsel gerekçesi, Kutsal Koordinatlar'ımızın bilimsel gerekçesi, Reddi İlhak'ın bilimsel gerekçesi. Olmazsa olmazımız Murat'ımızın bilimsel gerekçesi. Bizim biz olarak yaşacak olmamızın bilimsel gerekçesi. Evrensel dolandırıcılığa karşı çıkmanın bilimsel gereçesi. Bozgunculuğun bilimsel gerekçesi. Mucizeler Diyarı'nın bilimsel gerekçesi. Bilimin apayrı bir kolundan yola çıkarak inşa edilen, Mucizeler Diyarı mağduranın! Irk ayrımının karşısına 'Potinbağı Teoremi' ile çıkan, soykırımın karşısına 'Birlikte Evrilme' ile dikilen, Yeni Dünya Düzeni doğrusallığını çokdeğişkenli mantık ile tahtından indiren Mucizeler Diyarı. Bin yıllık yalnızlığın sonu. Bin yıllık savrulmanın sonu. Bin yıllık ezikliğin sonu. Arabesk olmayan yeni bir dünya. Nafile olmayan yeni bir dünya."

Gün

Mucizeler Diyarı'nın kuruluşundaki en büyük müşkül, yitirdiğimiz özgüvenin yeniden tesisiydi, diye açıkladı Fazıla,"hatırlarsınız fena halde ürkmüştük.Savunmadaydık.Ya düşünü kurduğumuz bir gelecekte yaşıyorduk ya da hayal ettiğimiz bir geçmişte.Kendimize ait bir cümlemiz yoktu. 'Şimdi ' yoktu." Kadızade başıyla olumladı Haklısınız 'Gün' kaybolmuş gibiydi.Gün'ü savuruyor, Gün'ü acımasızca tüketiyorduk." Hem de nasıl!Saniyeler, dakikalar , saatler akıp gidiyordu ve biz bütünüyle edilgen, beklemedeydik.Yukardakiler'i kıskanmamızın nedeninin bilgisizliğimiz olduğunu, taklitle intiharın aynı anlama geldiğini, ne isek o olmamız gerektiğini...