Türkçe

Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
384
Baskı Tarihi
2016
ISBN
975-9000-45-5
Baskı Sayısı
2. Baskı
Basım Yeri
Ankara
Yayın Evi
Kadim Yayınları

Sosyal ve siyasal sorunlara yaklaşımlarındaki farklılıklar, doğal olarak aydınlar arasında bölünmelere neden olmuştur. Her kimlik sınır çizer; içeride tutulmak istenenlere yapılan her vurgu, dışarıda tutulacakları da belirginleştirir. Osmanlı’da ondokuzuncu yüzyılda oluşan siyasal kimlikler sırayla Batıcılık, Muhafazakârlık ve İslâmcılık olmuştur. Bu üç kimliğin ortak özelliği, Osmanlıcılık kimliğini de içermeleridir. Yirminci yüzyılın başlarında bu kimliklere Türkçülük de eklenmiştir.

Encümen-i Daniş

Osmanlı Bilim ve Sanat Akademisi olarak adlandırabileceğimiz Encümen-i Daniş 1851'de kurulmuştur. Encümen-i Daniş'in kuruluş amaçları arasında, ileride kurulması düşünülen Osmanlı üniversitesi için gerekli olacak ders kitaplarının ve "halk eğitimi" için gerekli eserlerin telif ve tercüme yoluyla hazırlanması yer alır. Bu iki amaç doğrudan "eğitim dili" sorununu gündeme getirir. Encümen-i Daniş'in kuruluş mazbatasında, yazı dilinin Türkçeleştirilmesi ve halk eğitimiyle ilgili eserlerin halkın anlayabileceği bir dil ve ifadeyle yazılması ısrarla vurgulanır. Türkçe kitap yazanlara veya yabancı dilden kitap tercüme edenlere rehber olacak birer Türkçe gramer ve Türkçe sözlük hazırlanması kararlaştırılmıştır.

Encümen-i Daniş'le "Osmanlı dilinin sadeleştirilmesi ve bilginin yayılmasını hedef alan bir ansiklopedist hareket" oluşturulmak istenmiştir. Kuruluş tüzüğünde Encümen-i Daniş'in, Arapça ve Farsça kelimelerin istilasından dolayı o zamana kadar ihmal edilen "lisân-ı türkînin ilerülemesine hizmet" edileceği, açıkça belirtilmiştir. Bu, Osmanlı yönetiminin dil konusunda atmış olduğu en açık ve en ileri adımdır. Takvim-i Vekayı'nin yayınlandığı günden beri, resmî çevreler, yazıların halkın anlayabileceği bir dille yazılması yönündeki isteklerini defalarca belirtmiş olmalarına rağmen, dille ilgili "resmî bir ilmî kuruluş" ancak 1851'de oluşturulabilmiştir. Ne var ki gramerle ilgili çalışmalar, bazı imlâ kurallarının tespit edilmesiyle sınırlı kalır. Sözlük çalışmaşıyla ilgili hiç bir gelişme kaydedilmez.


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
242
Baskı Tarihi
2004
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Bordo Siyah

Gökalp'in dilde sadeleştirme çalışmalarına karşı tutumu 2

Türkçeyi ıslah için bu lisandan bütün arabi ve farsi kelimeleri değil,umum arabi ve farsi kaideleri atmak.Arabi ve farisi kelimelerden de Türkçesi olanları terkederek ,Türkçe bulunmayanları lisanda yerinde bırakmak


Türü
Araştırma
Sayfa Sayısı
242
Baskı Tarihi
2004
Baskı Sayısı
0. Baskı
Yayın Evi
Bordo Siyah

Gökalp'in dilde sadeleştirme çalışmalarına karşı tutumu

İkdam gazetesi etrafında toplanan bu Türkçülerden özellikle,Fuat Raif Bey'in Türkçeyi sadeleştirmek hususunda yanlış bir kuramı takip etmesi,Türkçülük cereyanının kıymetten düşmesine sebeb oldu.Bu yanlış kuram arılaştırma fikriydi.

Arılaştırma,lisanımızdan Arap,Acem cezirlerinden(köklerinden) gelmiş bütün kelimeleri çıkararak,bunların yerine Türk kökünden gelmiş eski kelimeleri,yahut Türk cezrinden yeni edatlarla yapılacak yeni Türk kelimelerini yerine koymaktan oluşur.Bu kuramın fiili tatbikini göstermek üzere yayımlanan bazı makaleler ve mektuplar zevk sahibi olan okuyucuları tiksindirmeye başladı.Halk lisanına geçmiş olan arabi ve farisi kelimeleri, Türkçeden çıkarmak,bu lisanı en canlı kelimelerden,dini, ahlaki,felsefi tabirlerden mahrum edecekti. Türk kökünden yeni yapılan kelimeler, dilbilgisi kurallarını birbirine karıştırmaktan başka, halk için yabancı kelimelerden daha yabancı,daha meçhuldü.Bundan ötürü bu hareket lisanımızı sadeciliğe,açıklığa götürecek yerde ,anlaşılmazlığa ve karanlığa doğru götürüyordu.Bundan başka doğal kelimeleri atarak,onların yerine yapay kelimeler koymaya çalıştığı için,hakiki bir lisan yerine yapay bir Türk Esperantosu oluşturuyordu.Memleketin ihtiyacı ise böyle bir yapma Esperantoya değil,bildiği ve anladığı alışılan ve yapay olmayan kelimelerden olma bir müdahame(anlaşma) vasıtasına idi.İşte bu sebepten dolayı İkdamdaki tasfiyecilik akımından,fayda yerine zarar meydana geldi.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
0
Baskı Tarihi
2000
ISBN
975-7462-94-2
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergâh

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen "Yaşadığım Gibi" yazarın, şair, hikayeci - romancı ve edebiyat tarihçisi olarak millî kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.

Neden Altını Çizdim?
Ben de bilmiyordum! :-) Nihat Boydaş (http://w3.gazi.edu.tr/~nboydas/) hocanın kaleme aldığı bu başlığı taşıyan bir kitap var.

Türkçe bilmeyen cennete giremez

Daüssıla.
Cafe Mahieux'de:
Türkçe konuşmağa başlayınca birinin Kula'lı, öbürünün Muğla'lı olduğunu öğrendiğim birkaç Rum. Biri öbürüne söylüyor:
-Papazın nasihatini sen de hatırlarsın Panayot, Türkçe bilmeyen cennete giremez.
-O eski darbımeseldir. Bana anam da söylerdi.
'İyi ama ben bilmiyordum."


Türü
Diğer
Sayfa Sayısı
408
Baskı Tarihi
Aralık 2007
ISBN
978-975-995-093-4
Baskı Sayısı
1. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Dergah Yayınları
Editörü
İnci Enigün

Düşünce

22 (Şubat 1959)Herşey bulunabiliyor,çalışınca herşey kabil. Hatta güzel mısra ve bitmiş manzume bile. Fakat düşünce bulunmuyor.Eğer sizde yoksa herşey bitiyor.

Ben neyim? acaba bir çeşit existensialisme intellectuelle (zihni varoluşculuk). Mümkün mü ?

Beni bu düşüncülere götüren şey bitirdiğim, bitirir gibi olduğum yeni manzume. O eksik sone. Fakat bir daha anlıyorum ki, Türkçe kifayetsiz. Melek kelimesi Türkçede tutmamış. melaike var da , garip şey.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Veya Ya Da

Türkçe’de “ya da” diye bir kelime yoktur. Bu tahyir edatının birinci “ya”dan sonraki şekli, ya ikinci bir “ya” yahut da “veya” ve “yahut da” dır. Atasözlerimizde, manzum ve mensur edebiyatımızda “ya da”ya rastlanmaz.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Saçma Inkılâp Ve Irtica Anlayışı

Almanya’da Latin harfleriyle birlikte Alman Gotik harfleri de öğretilir ve bunun bir gerilik (irtica hareketi) saymak hiçbir Alman’ın veya başka bir medeni millet mensubunun hatırından geçmez.Bizdeki devrim yobazlığının eşine cihanda rastlanmaz.Gençlere dünyanın hayran olduğu, Rusya’da heykeli dikilen Fuzuli’yi aslından mı okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk tarihinin en büyük faslı olan Osmanlı tarihinin başlıca eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. En ileri anlayışlı büyük Türk şairi Hamid’in birçok eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk gencinin kolay not almasını, kolay yazıp okumasını mı istiyorsunuz? Mürtecisiniz.
Bu ilimsiz, çarpık, saçma inkılâp ve irtica anlayışına genç nesiller kurban olup gidiyor.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Eski Yazı

Arap, yani eski Türk harfleri yerine Latin harfleri kabul edileli otuz bir yıl oldu.O zamanın, yer yer ifade edilen en büyük endişeleri şunlardı: Evvela Arap harflerinin daha çabuk yazılıp okunduğuna şüphe yoktu.Mahkeme zabıtları gibi sürat isteyen yazılar Latin harfleriyle yazılamazdı.Okullarda not tutmak veya herhangi bir yazıyı da acele yazmak zorlaşacaktı. Daha büyük endişe de şuydu: Milli kütüphanelerimizdeki yüzbinlerce eser ne olacak? Yarınki nesiller kendi edebiyatlarına, tarihlerini, dil ve lugatlarını felsefe, din ve hukuk eserlerini okumak imkanından mahrum kalınca, onlara milli kültür nasıl verilecek?
Mahkeme zabıtlarının daktilo ile tutulabileceği, okulda öğretmenlerin daha ağır ders takrir edecekleri ileri sürüldü. Arap harfleriyle yazılmış eserlerin yeni harflere çevrilip basılabileceği iddia edildi.
Realite bu ümitleri suya düşürdü. Mahkemelerde yazı makineleri, davacı ve davalıların sözlerini aynen değil, adalet methumuna aykırı olarak ancak hülasa halinde zaptedebilmektedir. Rahmetli Velid Ebuzziyanın Tasvir’de çıkan bir başmakalesinin başlığı şu idi: “Yazı makinesiyle adalet olmaz.”


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Eski Yazı Karşısında Devrimbaz

Onca zor olan belki Arap harflerini öğrenmek değildi. Devrimbazların diline düşmekten kurtulmaktı.Çünkü, devrimbaz gazete, yazar, doçent, profesör ve öğretmenlere göre Arap harflerini öğrenmek irticadır.Milli tarihini ve edebiyatını ana kaynaklarından okumak irticadır. Utanmasalar “İlim irticadır”diyecekler. Çünkü onlara göre gerçek devrimci, eski harflerimizi bilmeyen, milli kütüphanelerimize girmeyen, girerse bir turist gibi raflara, duvarlara ve tavana bakıp giden cahil kişidir. Turist gibi de değil. Çünkü hangi memleketten olursa olsun, her turist genç, kendi memleketindeki bütün milli kütüphanelerde istediği eseri okumak imkanına sahiptir.
Bizim bedbaht gençlerimiz, sokaktan adam çevirip ondan olmayan eser ismi dilenmek zorundadırlar.
Gençliği bu hale getirdikten sonra, muradına ermiş, kıskıs gülersin, değil mi sayın devrimbaz? Yahut, milli kültürüne sahip olmak isteyenlere yumruk sallarsın, değil mi?
En kuvvetli yumruk, içinde büyük bir tarih yatandır. Hele o çetin imtihan günü gelip çatmayı görsün. Zaferin hangi yumrukta olduğu çok çabuk anlaşılacaktır.


Türü
Deneme
Sayfa Sayısı
285
Baskı Tarihi
1990
ISBN
978-975-437-0288-1
Baskı Sayısı
3. Baskı
Basım Yeri
İstanbul
Yayın Evi
Ötüken

Türk dili üzerindeki tartışmalar devam etmektedir. Bir Türkçülük hareketi olarak başlatılan özleştirme akımı tam bir millî kültür yabancılaşması haline dönüştürülmüştür. Kelimeler -ve tabii onlarla birlikte millî kültür muhtevaları-atılıyor, uydurma kelimelerle gayri millî bir kültür kurulmaya çalışılıyor. Böylece nesiller birbirine ve yeni nesiller millî kültüre yabancılaş¬maya devam ediyor. Şüphesiz ki, Türkçe'yi sevenler, bu yozlaştırma hareketinden dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak için savaşıyorlar.

Eski Yazı Karşısında Devrimbaz

İstisnasız herkesin “Mehmet veya Ahmet” dediği bir memlekette “Mehmet ya da Ahmet” zıpırlığında inat edenler de azalıyor. “Şair” yerine “Ozan” bile sizlere ömür (Rahmetli hiç de sevimsiz değildi, fakat şiir gibi bir evladı yoktu).
“C.H.P.hatiplerinden biri iktidarı şiddetle eleştirdi” cümlesine devrimbazların gazetesinde bile rastlayamazsınız. “Tenkit” olanca kuvvet ve kudretiyle yaşıyor. “Oysaki” sırtından “ki”yi attığı halde topallıyor.
Fakat bu sapık Türkçe’nin dilimize ve edebiyatımıza bir hizmetini inkâr edemeyiz.Dil bilgisine, şuuruna ve zevkine sahip yazarlarla bundan mahrum olanları derhal ayırmaya yarıyor. En sağlam ölçülerden biri.
Sapık Türkçe, yarına, mizah konusu olarak kalacak.Eğer bugünkü devrimbazların çeşitli maskaralıkları arasında buna da yer kalırsa.